Gerze’de 900 YILLIK EFSANE:
ÇECE SULTAN (Seyyid Muhammed)
El Mehmedi Meşuru Mehmed Çece Bey
Gerze’ye 15 km uzaklıkta Yenikent’e (Gürzüvet) bağlı Çeçe köyü’nde bulunan Çece Sultan türbesi 900 yıllık bir efsaneyi duvarları arasında barındırıyor.
Yaz-Kış yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına uğrayan Çece Sultan Türbesi Selçuklular döneminden kalma bir yapı. Türbe dikdörtgen planlı, tek katlı ve tek mekanlı bir yapıdır. Kesme taştan yapılmış kemerli bir kapısı var. Ayrıca kapı üzerinde Selçuklu Dönem yazı sitilinde yazılmış bir kitabesi vardır.
Türbe içinde Çeçe Sultan ve ailesine ait olduğu sanılan sekiz adet mezar bulunmakta. Ayrıca Türbenin kenar kısmında Sultan’ın sancaktarının mezarı da bulunuyor. Çevre halkı sancaktarın başında bulunan sancağın çalındığı ifade ediyor. Türbe binasının yanında bir cami ve ayrıca küçük bir mescid bulunuyor. Hıdrellez kutlamaları ve keşkek günleri her yıl burada yapılmakta, türbe ziyaret edilerek adaklarda bulunulmaktadır. Sinop İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kayıtlarında Türbenin Çepni Türkleri Beyi Tayboğa‘nın kardeşi Mehmet Çeçe Bey ‘e ait olduğu beyan edilmektedir.
Horasan’dan gelen Mehmed Çece Bey’in babası Seyyid Abdullahu Ekber Hazretleri, Dedesi 12 imamdan biri olan Seyyid İmam Musa Kazım(RA) Hazretleridir.
Araştırmalara göre MS.. 1071 yılında Büyük Selçukluların Malazgirt Savaşı'ndan sonra İslam Dini'ni yaymak amacıyla Çeçe Sultan'ın bir grup mücahitle birlikte Anadolu 'ya akınlar düzenlediği anlaşılmaktadır. Öyle ki, türbesinde bulunan kılıç ve sancak da (çalındığı beyan edimektedir) bunu kanıtlamaktadır. Çeçe Sultan Türbesi'nin nasıl ve ne zaman yapıldığı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Yalnız türbe içinde Çeçe Sultan'ın kendi ve çocuklarının tabutu ile eşyaları korunmaktadır. Mimari yapısı yontma ve yığma taşlardan yapılmış ve harcı kurudukça sertleşen bir çeşit kum ve kireç karışımı olan Çeçe Sultan Türbesi'nin kapısında tarihi bir geyik boynuzu ile anlamı henüz çözülememiş dekoratif yazılar bulunmaktadır. Türbenin önünde yıllar öncesinden günümüze kadar gelmiş silindir şeklinde bir ''Dilek Taşı'' da ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.
Çece Sultan’ın Soy ağacı;
Seyyid Muhammed Hz.nin künyesel Soy şeceresi Peygamberimizin soyundan olup, aşağıda ad ve künyeleri bulunan aslı neslinden künyeler ile gelmiştir:
Halife İmam Hz. Ali bin Ebu Talip ve Hz. Fatıma-tüz-Zehra R.A (Cennet kokusu ve meyvesi)
Kerbela şehidi İmam Hüseyin Cennet efendisi,
İmam Şehid Zeynel Abidin (Ali Asgar) Hz,
Bini İmam Şianın imamlarından Seyyid Mehmed Baki Hz.
Bini İmam Seyyid Hüseyin Hz.
Seyyîd İmam Musa Kazım Hz.
Seyyid Abdullah (Abdullah Ekber Hz.)
Seyit Muhammed Cece Sultan El Mehmedi Meşuru Mehmet Cecebey Hazretleri.
Peygamberimizin soyundan gelen torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’in soylarından erkeklere Seyyid, bayanlara Seyyide, Hz. Hasanın soylarından erkeklere Şerif, bayanlara Şerife denilir.
Çeçe Sultan Türbesinde görev yapanlara 1259 senesinde verilen berat fermanı
Yedi senesi zilhicenin onyedinci günü üzere olup vahi umumi olunarak kaideri meriye saltanati seniyeden olduğun tecrid bent biraren, Kastamonu - Sinop - Gerze nahiyesindeki vaki Çeçe sultan vakfının zaviyesi vazifesi ile zaviyeden zaviye ciheti mutasarrylar olduğundan iş bu seyyid Hüseyin banisi ve Mustafa ve Muhammed hasan olan berat hittahıdar olunmakta rica naşi tahriri olunmaktadır, olunmakta ciheti merbure birraen 1259 senesi üçüncü günü mucibince beratı şerif taat olunarak baabinde satr olan ferman alisanı vechle bu beratı tahrirle yummuna hurra ve mieteyin sebine ve tira liseneti saniye receb şehri.
Ziyaret dönüşü
Türbeden dönerken Çece Köyü sakinleri ile karşılaştık. Kendilerine Çece Sultan hakkında neler bildiklerini sorduk. Bizi içtenlikle ve sıcaklıkla karşılayan köy sakinleri Çece Sultan hakkında anlatılan ve yaşanan bir çok şeyin olduğunu söylediler.
82 yaşındaki Ali Taşkın köyün yaşlılarından ve ileri gelenlerinden. O anlatırken yeğeni Osman Taşkın da ara sıra söze girerek bizlere yardımcı oldu.
İşte Anlatılanlar:
Çocuğu olmayanlar ziyaret ediyorlar;
Ali Amcanın anlattıklarına göre her yıl burada Hıdırellez şenlikleri ve keşkek günleri yapılırmış. Türbenin ziyaretçi sayısı oldukça fazla imiş. Çevre illerden ve yurtdışından gelen bir çok insan burayı ziyaret edip dua ediyorlar, adakta ve dilekte bulunuyorlarmış.
Ali Amca, Hacı adaylarının hacca gitmeden önce burayı mutlaka ziyaret ettiklerini, ayrıca çocuğu olmayanların çok sık gelip adakta ve dilekte bulunduklarını bir süre sonra da dileklerinin Allah(cc) tarafından kabul olup çocuk sahibi olduklarını söylüyor. Daha sonra çocuğu olan insanların bir çok sefer gelip burada şükür duası ettiklerini ifade ediyor.
Ağacın denizde yüzmesi
Çece Sultan Hazretleri zamanında zamanın hükümdarı bir emir verir ve her yöreden bir büyük ağacın kütük şeklinde bir merkeze getirilmesi istenir. Sinop bölgesinden ise bu görevi burada yaşayan Çece Sultan’a verirler. Çece Sultan çok büyük bir ağacı keserek tek başına kütük şekline getirir. Fakat bu ağacı sahile taşımak zordur ve Çece Sultan bu kütüğü büyük bir keramet göstererek yine tek başına çekerek sahile kadar götürür. Götürür götürmesine ama bu ağacı gemiye bindiremezler. Ağaç çok büyüktür. Bu durumu gören Çece Sultan sarığını kafasından çıkartarak kütüğün başına sarar. Kütüğün üzerine binerek göz açıp kapayıncaya kadar kütüğü istenilen yere götürür. Bunu gören halk onun keramet sahibi çok büyük velilerden biri olduğunu anlar.
Kütük geldiğinde Çece Sultan’ın namını ve kerametini duyan hükümdar onu huzura çağırır. Çece Sultan’a; -‘kerametini duydum sen bir Hak dostusun dile benden ne dilersen’ der. Çece Sultan cevap verir; -‘Efendim ben talepkar biri değilim bir şey istemem der’ Hükümdar ona nerede yaşadığını ve ailesinin kaç kişi olduğunu sorar. O ise bugünkü türbesinin bulunduğu yeri tarif ederek yaşadığı yeri ve ayrıca 40 nüfusu olduğunu söyler. Hükümdar hemen bir emir vererek o arazinin Çece Sultan’a vakfiye edilmesini emreder. Çece Hazretleri vefatına kadar çocukları ve yakınları ile burada yaşar.
Keramet sahiplerinin buluşması
Anlatılanlara göre o dönemde yaşayan bölgenin alimleri burada toplanıyorlar ve ilim münazaraları yapıyorlar. Bu münazaralar esnasında bir noktaya varılamıyor. Aralarında karar verip kimin maneviyatının daha yüksek olduğunu anlamak için bir yöntem tesbit ediyorlar. Buğday çecisinin (buğday harmanı) üzerinde batmadan kim yürürse onun dediği kabul edilecektir.
Alimler teker teker yürür ve hepsinin ayağının buğday harmanına battığı görülür. Çece Hazretleri ise çok rahat bir şekilde buğday çecisinin üzerinde ayağı batmadan yürür ve hatta bir noktada durarak Ezan okur. Bu kerameti gören diğer alimler Çece Sultan Hazretlerinin manevi olarak büyüklüğünü tasdik ederler. Ali Amca, Çece Sultan’ın ‘Çece’ Lakabının buradan geldiğinin söyleyenlerin olduğunu ifade etti.
Hızır Aleyhisselamın köye gelişi
Bir gün Çece Sultan Hızır Aleyhisselam’dan bahsederken halk ona; ‘sen evliyadan birisin Hızır’ı bize göster’ diyor. Çece Sultan ise ‘’zamanı geldiğinde Hızır’ı göreceksiniz’’ diyor. Aradan uzun bir zaman geçiyor fakat Hızır gelmiyor. Halk; ‘Çok zaman geçti hani bize Hızır’ı gösterecektin’ diye soruyor.
O ise tekraren ‘Hızır gelecek’ diyor. Ama bir şartla; ‘yemekler pişireceksiniz ziyafet verilecek, o bizim soframıza gelecek’.
Halk imece yapıp yemekler hazırlıyor. Sofralar kuruluyor. Ve herkes sofraların başına oturuyor. Yemekler yenilirken üstü başı yırtık-pırtık, dilenci kılığında yaşlı bir adam geliyor ve sofralardan birine oturmak istiyor. O sofrada oturanlar zaten sıkışık olduğu için ona yer vermiyorlar. O ise diğer sofralara geçiyor. Orada da aynı akıbetle karşılaşıyor. O ise dönüp gidiyor. Yemekler bitiyor ve Halk Çece Sultan’a dönerek; ‘Hani gelmedi Hızır’ diyorlar.
Çece Sultan; ‘Hızır geldi ama siz fark edemediniz, siz nasıl insanlarsınız ki o ihtiyara sofranızda yer vermediniz. Hızır Aleyhisselam o ihtiyar idi. Yemeğinizden yedirmediniz misafir etmediniz ve o da gitti diyor.
Bunun üzerine oradakiler durumu anlayıp çok pişman oluyorlar, af diliyorlar ama iş işten geçmiş oluyor.
Türbe kapısının çivilenmesi
Ali Amca anlatmaya devam ediyor;
-70 sene kadar önce buraya bazı insanlar geldiler. Ben 12 yaşındaydım. Batıl inanca sebep oluyor diyerek türbenin kapısını çivilediler. Gözlerimle gördüm. Hiç unutmuyorum. Çivilendikten hemen sonra çiviler kendiliğinden söküldü ve tahtalar kendiliğinden yere düştü. Kapı tekrar açıldı.
Bunun üzerine çivileyen şahıs tekrar kapıyı çiviledi ve gitti. Sonradan öğrendik ki çivileyen adam daha Gerze’ye varır varmaz ölmüş. Hayret ettik. Ondan sonra bir daha böyle bir işe kimse teşebbüs etmedi.
Yanıp sönen ışıklar ve görülen rüya
Ali amca devamında anlatıyor;
-Buralarda gece vakti kimseler olmaz. Ama türbenin içinde zaman zaman gece vakti ışıklar yandığını gördük. Gören kimseler çok oldu.
Bir imam kardeşimiz vardı. Birkaç yıl önce camide görevli idi. Türbenin ve caminin imarına ve düzenlemesine çok faydaları oldu, çok hizmet etti. Adı Şaban Kara. Köyde onu sevmeyen yoktu, herkes ona sevgi ve hürmet ederdi. O da bizi çok severdi.
Memleketinde ev yapmış, oraya gitmek, orada yaşamak istiyordu. Fakat buraya o kadar bağlıydı ki bırakamıyordu. Bir çok sefer söyledi; -‘beni buraya bağlayan şeyler var, ayağım gitmiyor’ diyordu. Bir sabah geldi;
- Artık gönlüm rahat, Çece Sultan’ı dün gece rüyamda gördüm. Bana dedi ki;
-Ben senden razıyım Allah(cc) da senden razı olsun, rahat ol git memleketine..
Şaban Hoca ondan sonra gönül rahatlığı ile gitti memleketine.
Gerzehaber özel
Yusuf KIRTORUN
Gerze Belediye Başkanı Osman Belovacıklı'nın icraatlarını beğeniyor musunuz? (Aynı IP'den kullanılan oylar iptal edilmektedir)