Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle

Abdaloğlu Muhtarı'nın feryadı

Abdaloğlu Muhtarı'nın feryadı

Abdaloğlu Muhtarı Seyfettin Sucu bir çok sefer müracaat etmelerine rağmen bölgedeki öğrencilere toplu taşıma hizmeti verilmediğini söyledi

11 Ocak 2010 03:00
font boyutu küçülsün büyüsün


Abdaloğlu Muhtarı Seyfettin Sucu bir çok sefer müracaat etmelerine rağmen bölgedeki öğrencilere toplu taşıma hizmeti verilmediğini söyledi.

 

Mustafa Yoğurtçu/GerzeHaber

 

GerzeHaber’e konuşan Seyfettin Sucu, “Çocuklarımızın kanuni hakkı olan toplu taşıma hizmetinden faydalanmaları için defalarca Milli Eğitim Müdürlüğüne başvuruda bulundum. Ama hiç birinden sonuç alamadım.  İmamoğlu Mahallesindeki öğrenciler servis sıkıntısı çekiyorlar. Bu çocuklara yazık” diye konuştu.

 

Milli Eğitim yıllardır ilgilenmiyor

 

Sucu, “ Gerze İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, bu sorun her gündeme getirildiğinde konunun yıl sonunda programa alınacağını söylüyor. Benden önceki muhtar Esat Çoşkun’a da aynı şeyleri söylemişler. Yani yıllar geçiyor, muhtarlar değişiyor ama sorun yerinde duruyor. Madem Bakanlığımızın toplu taşımacılık gibi bir hizmeti var bu çocuklar vatan evladı değil mi? Bu hizmetten neden faydalanamıyorlar?” dedi.

 

Seyfettin Sucu, son olarak artık bu dertten kurtulmak istediklerini ve yetkililerin bir an önce konuya eğilerek çözüme kavuşturmaları gerektiğini ifade etti.








Bu haber 1,296 defa okundu.

yorumlayorum ekle


Yorumlar (28)
  • Şenay ÇOBANOĞLU / 24 Ağustos 2010 14:04

    MUHTAR DERTLİ;

    KANUNUN İSMİ VAR, KENDİ FİYASKO;
    Biz muhtarlar ,bu yeni düzenlemenin bir an için devre girmesini beklemekteyiz. Bu durumu daha fazla beklemeye tahammülümüz kalmadı.
    Muhtarların özgür haklarıyla ilgili, bazı yeni kanun çıkacaktı, tüm yazılı ve görsel medya, bu haberi kamuoyuna, bundan böyle muhtarlar sekiz yüz lira maaş alacaklar ve bağ kurunu devlet kendi ödeyecek diye yazılar yazdılar.
    Ama netice fiyasko çıktı, şu ana kadar bu hususta bir gelişme yok. Sağ olsun dernek başkanlarımızda uyuyor. Toplu olarak meclise gidip bu muhtarların bu yeni kanunla ilgili durum ne aşamada, bunu meclisteki milletvekillerinden öğrenip ve tüm muhtarlara duyurmaları gerek, ama bu yapılmıyor.
    Ne olacak bu muhtarların hali, Allah aşkına ilgililere sesleniyorum.
    İlgililer her sıkıntılarında, biz muhtarlara mektup yazıp ve kendi sıkıntılarında yanlarında olmamızı bizlerden beklemektedirler. Bizlerde devamlı olarak onları yalnız bırakmadık hep yanlarında olduğumuzu gösterdik. Şimdi sıra bizde, bu gün muhtarlar çok zor günler geçirmektedir. Bizlerin bu sıkıntımızda idarecilerimizi, biz muhtarların yanında görmek istiyoruz.Ya biz muhtarlar şu an maddi ve manevi sıkıntı çekmekteyiz. Bu devleti idare eden, idarecilerimiz neden bu sıkıntımızı görmemezlikten geliyorlar. Hep kendilerini düşünürler. Bizlerde baştakiler gibi seçilmiş kişileriz. Seçilmiş seçilmişin durumunu anlamaya çalışır.Seçimle gelen idarecilerimiz, biz başa gelirsek siz muhtarların sıkıntısını çözeceğiz diye vaatlerde bulunurlar. Bu gün vaat verenler şu an iktidar, çok sorumluğu olan ve yetkileri bir bir ellerinden alınan muhtarların bu sıkıntılarını gidermek için bir adım atmalarını beklemekteyiz.. Bizler ülkesini ve ülke insanını seven elli üç bin neferiz, ülkemin her yerinde,ve her köşesinde her koşulda orda devletimize hizmet vermekteyiz. Seçilmiş devletimizin idarecilerine sesleniyoruz. Seçim günü muhtarlara verdiğiniz vaatlerin arkasında durmanızı istiyoruz. Seçilince verilen vaatler unutuluyor. Vaatlerinize sahip olmanızı istemekteyiz. Saygılarımla.
  • Hasan VAROL / 15 Temmuz 2010 12:18

    BİZİDE DİNLE;

    Beyim beni dinler misin;
    Sen güney ve doğu Anadolu ya,hiç geldin mi,her hani bir evde misafir oldun mu.Geceleri kim gelip kim gidiyor,bir gözlerinle keşke bir görseydin.
    Kışın misafir olsaydın,herhangi bir haneye,bu mevsimde ne zor şartlar altında,yaşıyor bu insanlar..Hastası var çaresiz kalmış,ne yapacağını bilmiyor şaşırmış vaziyette çocuğuna göz yaşlarıyla bitkin,çaresiz göz göze gelişleri var ya ;
    Evleri kerpiç toprak, üstü bir iki metre kar var.Dam kenarlarından sarkmış buzlar.
    Çocuk okuldan yürüyerek gelmiş yırtık papuçlarıy la ve yırtık yamalı pantolonuyla. Karnı aç ,görünüyor ki bir şey yememiş.Tencere ocak üstünde boş kaynıyor,mutfağında yemek yapacak bir zahiresi yok .
    Oğul bir damı mercefeyle küreyiver, yoksa üzerimize dam çöker.
    Çocuk okuldan yorgun ve aç halde, dama çıkar,mercefeyle evin damının karını kürer ,akşama kadar .
    Baba ahırdaki hayvanlarla ilgileniyor, oda hayvanların yemleri, bitmek üzere, şaşkın bir vaziyette, sağa sola bakmakta, bitkin bir şekilde, hayvanların yemini düşünmekte.
    Kış olunca kasabaya ve şehir’e hiç bir vasıtay la inilmiyor ki, çünkü yollar kapalı.
    Yeni yapılan su çeşmeleri donmuş, köye bir kilometre uzaktaki dereden su taşırız, yemek ve banyo yapmak için.. Bazen eşekle getiririz, bazen terazili su ağaçlarını omzumuza atıp,ağaç’ın iki kancalı zinciri sallayıp, kovaları bu kancalara geçirip,su kovaları pargaçlarını kaldıran, ağacı omuzlayıp bir kilometre yoldan eve su getiririz.
    Bir oda tüm aile fertleri gece yatar, çünkü diğer odalar çok sağuk olduğu için, yaza kadar başka odalarda ne oturulur nede yatılır.
    Bu hayat bıktırıyor insanları, İklimi kışın çok sert geçer ve uzun sürer. Altı ayı kış,iki ayı yağmurlu ve dört ayı çamurlu olur bu bölgeler..
    Şairin biri ,bir şiirinde şöyle söyler.
    Kargadır kuşumuz
    Altı aydır kışımız
    Kargadır kuşumuz Çorti dir aşımız. Karlı dır yollarımız, Sağuktur sularımız, Çileli dir hayatımız.
    Fakirlik kokar her yanımız.
    Yarına ümitle bakamazsın, çünkü aydınlık günler bize çok uzak.
    Haritada Türkiye sınırları içindeyiz, ama bizleri ne soran var, nede bir gelen olur.Bazen muhtar gelir bize,oda askere gideceğimi bildiren bir belgeyi, bana değil babama verir. Muhtar.. Hüseyin ağa gözün aydın çocuğun askerlik celp kağıdı gelmiş , Acemi yeri,Kütahya havacı olarak askerlik yapacak.Yine güzel bir memlekete gidiyor, haydi hayırlı olsun.
    Çocuk tabi bu hayattan kurtulmak için, bir an önce askere gideyim.
    Üstüm başım şöyle güzel bir elbise görsün. Güzel bir memleket görürüm diye sevincinden, sabahlara kadar uyumaz. Çünkü buralarda hayat çok zor şartlar altında ceyran etmektedir.
    Oralarda karnım aç kalmaz, bizim buralarda yemek öğünleri yok, duydum ki , oralarda üç öğün yemek yerler.
    Babam zaten işsiz, eli avucunda bir şey yok.Onun hiçbir zaman harçlığı olmadıyki.,benim olsun. Bazen yavruluyan, ineğimizin, sütten kesildiğinde,mecburen kasaplara satar, birkaç kuruş cebine koyardı.
    Beni arkadaşlarım kendilerince bir merasim düzenleyip, beni otobüsle askere yolculadılar. Kütahya iline indim. Baktım bazı askeri izbatlar garajda geziyorlar, onların yanına gittim. Dedim izbat bey, ben köyümden , havacı olarak askerliğimi kütahyada yapacağım, ama bu birlik nerede olduğunu bilmiyorum. Sağolsun onlar beni askeri araca bindirip birliğime teslim ettiler. Hemen beni yemekhaneye götürüp başımı sıfıra vurdular, esker ünüformalarımı giyindim,aman ne yakışıklı oldum dedim,kendime biraz üzerime bol oluyor, oda olsun, bari üzerim bir giyecek elbise gördüm, memleketimde bu imkanlarım bile yoktu, Allah devletimize zaval vermesin, bizi insan yerine koydu,bizimle ana babamız gibi ilgileniyor. Arat yemekhanesine bizi götürüp,bir süre için bir valiz giyim eşyası verdiler,bizleri birer manga şeklinde, eratların banyo yapılacak yere götürdüler, her kez sırasıyla güzelce yıkandı ve verilen temiz iç şamaşırımızı giyindik. Kendimizi askerde daha güvende ve asker arkadaşlarımın arsında daha sıcak bir ortamda hissediyordum. Kavuşumda ranzamın üstünde bir kara denizli bir arkadaşım vardı. Beni çok severdi, ben onun konuşmalarına gülerdim, oda benim konuşmalarıma gülerdi. Ama bir birimizi bir kardeş gibi severdik. Ona memleketinden bir paket gelse, benim hakımı ayırır ve uygun bir zamanda beni yanına çağırıp, o hediyemi bana verirdi. Bazen onu üzgün görünce onun yanına gidip, kardeşim Tamer neden üzülüyorsun, çoksa memleketten bir kötü habermi aldın. O kadeşim sılayı hatırladım, fadimeyi özledim, be kadeşim ilhami olur böyle şeyler, sen kendi keyfine bak., benim bu durumuma üzülme, olur böyle şeyler söylerdi.
    Bizim memonun oğlu Nevzat askerden kaçardı,bana İlhami askerlik çok zor diyerdi.Tabi onların durumu çok iyi di,her gün misafirleri gelir, her bayramı bayram gibi yaşarlardı.Memo çocuklarını çalıştırmaz ,hizmet ci tutar , hizmet ci tüm işlerini görürdü.Bizler on iki kardeş bir tek işsiz babanın eline bakardık.
    Okula giderdik yamalı pantolun ,Trabzon lastik ayakabı, çanta yok defter ve kitabımızı elimize alırdık.Okulumuzda çoğu dersimiz öğretmen olmadığı için boş geçerdi.Her bir üst sınafa geçtiğimizde,öğretmenleri bir görürdük,daha sonra görmez dik.Ya rapor alırlardı, kimi de adamını bulup büyük şehirlere tayınını alır giderlerdi. Babamızdan daha çok, öğretmenler den korkardık. Babamız okula geldiğinde, öğretmenin huzuruna bizi çıkarınca babam öğretmene hocam çocuğumun eti senin kemiği benim diyerdi.
    Bizler okulları böyle bitirdik. Ama ünüversite imtihanları için başka ilere , ailemiz bir sürü para mesraf ederdi, giktiğimiz ilde ünüversite sınavına girerdik,o sınavıda kazanamazdık.Sanki kazansak ta ailemiz okutacak durumları varmıydı, oda yoktu.
    Hiç unutmam bir gün teknik resim öğretmeni bir çizim ödevi verdi bizlere, öğretmenimiz bu çizim ödevini en kısa zamanda çizip bana getireceksiniz dedi.
    Bizim evde elektirik yoktu ,gaz lambalarıyla evi ışıklandırırdık.Bu çizimi yapacağım ne masa vardır,ne kalem,ne kağıt o gün öğretmenimden çok azar işittim.
    Hayatımızın her devresi acılarla geçmiş, ben hangisini yazayım ki.
    Çaresizlik çok zordur be; insanı hayatından bezdiriyor.
    Hayatımızın ne çocukluğunu ne gençliğini ne evlendikten sonra evlilik hayatımızı , hep çile,zahmet ve dertle dolu bir hayat yaşadık.
    Bir gün siz siz olun, doğu anadolunun bir köyünde bir haneye misafir olun, korkmayın oranın insanları çok sıcak kanlı ve misafir perver dir .Yemez yidirir sizi, altındaki döşeği bile size verir kendi yerde yatar.Bu durumu kendi ailesi için onur telaki eder.
    Orada yaşayan insanların ne sıkıntılar, çaresizlikler içinde günlerini geçirdiğini göreceksiniz .Bilmem devletimizin büyükleri biliyor mu bunu. Devletin bir bakanı ve yahut bir milletvekili yöremize geldiğinde, tabi altında özel şöförülü lüks bir arabayla gelirler. Bize yakın ilinde beş yıldızlı otelinde kalarak, oradaki insanların, durumunu, validen öğrenmek istiyor. Halbuki hükümetin bu saygın kişileri, yöremize geldiklerinde, bizlerin durumunu öğrenmek istiyorsa, kendisinin görev ve makamını açıklamadan, her hangi bir eve misafir olur, ve halk arasında bir müddet böyle yaşarsa, o yörenin tüm kesimleriyle bire bir görüşürse, işte o zaman hükümetimiz bu bölgelerdeki insanlarla bire bir temas kurduğu için, bu bölgelere hükümetce ne gibi tedbir alacağı, daha sağlıklı olur, ve yerinde alınmış iyi bir karar olur. O yörede yaşıyan insanlar, o ilin valisini göremiyorki. Vali görse ne yapacağını ve nasıl davranacağını bilemiyor ki.
    Geçenlerde başbakanımız ve genel kurmay başkanımız, hudutlardaki bazı karakolları ziyaret ettiler. Hada önce bu karakollar hakında kendisine çok bilgi verildi, ama kendilerinin bu karakolları ziyaret etmeleri, oradaki personelin ne zor şartlar altında, bu ızsız ve arazi şarları dağlık ve soğuk olan yerlerde bu mehmetciklerin görev yerini görünce, kendisine daha önce verilen bilgilerle karşıladığında, çok şeylerin bilinmediğini ve bilgi kirliği altında, oraya yapılan yatırımların, yetersiz olduğunu görünce, hükümet üyelerin , oralara yaptığı gezi neticesinde, ankarada oralar için alınan kararlar dahada sağlıklı olmuştur. Alınan kararlada oralada görev yapan güvenlik kuvvetleri bundan sonra, profesör orduya geçmek ayrıca bir çok karakolların, patlayıclara karşı dayanaklı olarak yapılmasına başlandı.( Hazarda ter dökmüyen, şavaşta kan döker;)
    Bizler terörle anılmak istemiyoruz, bizler fakir olabiliriz, bizler yoksul olabiliriz, onurumuzla yaşamak isteriz. Devletimize kurşun çekenlerle bizleri bir tutmayınız Bizler şerefimizle ve onurumuzla ölmek isteriz, böyle ölüm geride bırakacağımız ailemiz için en güzel bir miras aht ederiz.
    Bizler tarihi temiz, onurlu milletlerin evladıyız, bu onur parayla pulla alınmaz, bu dünyada herkes istediği gibi yaşar, güzel yaşamak için çok kutsal değerlerini kaybeden, insanlar gibi olmak istemiyoruz. Burada yaşadığımız hayat eğer bizlerin , kaderiyse seve seve bu olumsuz koşularda ki hayata devam ederiz. Ama asla onurumuzdan taviz veremeyiz..
    Yeter Allah aşkına, bu şehit tabutlarını görmek istemiyoruz.. Buna biri dur demeli. Yeter kendi kendimizi , eften püften sebeplerle yok etmeyin. Hepimiz bu vatanın çocuklarıyız. Bizleri biri birine düşüren sebepler nedir. Ancak bizler birimizi anlarız. Ancak bizler biri bimizin kahrını çekebiliriz. Aynı dalgalanan al bayrak altıda , aynı vatan toprakları üstünde, aynı dinin inancına mensup , ayını kutsal kitabımız(Kuran’ı kerime) inanan, aynı dili konuşan , bir ülke insanıyız.. Birimiz türk, birimiz kürt, birimiz çelkez, birimiz laz, gürcü ve sayra bir çok ırktan insan olabiliriz, ama bizler Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şemsiyesi altında yaşamaktayız. Onun için devletimiz çok büyük , ve onurlu bir devlettir. Bizler hep birlikte, tarihte ne büyük zaferler kazandık, bunlardan biri olan Çanakkale geçilmez dedik, yedi dövül devletleri biz dize getirdik., ve onlara büyük kayıp vererek, bertaraf ettik, şanlı al bayrağımızı yere düşürmedik. Bunu hep birlikte bu zaferi kazandık.
    Baş komutan Mustafa Kemal ATATÜRK, bu şavaştaki, bir durumu bizlere şöyle aksetiriyor, savaş esnasında , arkadaki safta çarpışan askerler, öndeki saftaki askerlerin şehit olacağını , ve öleceklerini bildikleri için , kendilerini bile bile, ön safa geçmek için kimi koynundaki mushab’ı çıkarıp bir elinde süngüsü , diğer el,inde mushabını okuyor, kuran okuma bilmiyenler de dua okuyarak, kendilerini ön saftaki şehit düşen askerlerin yerini alıyordu, ve bu düşmanla çarpışıyordu. İnandımki bizim ordu gibi bir ordu, dünya devletlerindeki ordularada olmuyan bu inaç , bizim orduda vardır. Bizler diğer devletler gibi, savaşı sevmeyiz. Ama ülkemize göz diken düşmanlarada, kanımızın son damlasına kadar, çarpışır, o devletlerinde hatdını iyi bildiririz. Tarihimiz böyle şanlı sayfalarla doludur. Böyle ordularla dosta güven, düşmana korku veririz.
    Yine bir Erzurumlu amaca nın bu Osmanlı son devrindeki , osmanlı ordusuyla ilgili, bir hikayesini anlatmaktan vaaz geçemiyeceğim.
    Erzurumlu amca diyordu ki evlat, eskiden her taburun bir müftüsü olurdu. Müftü zabitlerin yanından geçtiğinde, zabitler hep birlikte ayağıya kalkar, müftü bey, selamu aleykum diyerdi. Zabitler hep birlikten Ve aleykum müsalam diyerlerdi. Müftü ordan uzaklana kadar, zabitler göz takibi yapıp oturmazlardı.,müftü ta kendilerine çok uzak olduğu zaman, zabitler hep birlikte oturur, askeri konuşmalarına devam ederlerdi. Ordumuzda bile gerçek din adamlarına saygı vardı. Onların nesihatlarını dinler ve aralarında askerimizin hal ve tavırlarını kontrol ederlerdi. Esas disiplin o zaman askerlerimizin içinden gelen , ast ve üst ilişkileri böylece her kez, durumunu böyleyce muafaza ederdi.
    Yine bir zabitin nöbetci olduğunda, başından geçen bir anısını yazıyorum.;
    Bir gün yüzbaşının biri, nöbetci askerleri kontrola çıkmış. Birkaç nöbetci kulubesini ziyaretinden sonra, bir nöbetci kulubesini görüyor, yüzbaşı bakıyorki bu kulubenin nöbetci askeri yok. Yüzbaşı nöbetcisi olmuyan kulubenin yanına gidiyor, ne görsün, nöbetci asker silahını kulubeye dayamış, kendisi ise ortalıkta yok. Yüzbaşı kendi kendine diyor. Bu kulubede ki nöbetci askerin silahını alayım, nöbetci asker nerde olursa olsun, kulubeye gelir bakar silahı yok, nöbetci amirliğine gelir, kendisine ait silahın burada olup olmadığını biz nöbetci heyetine sorar, bende o nöbetci ere ne sebeple bu nöbetci kulubesinin terk etiğini ona sorarım.,makul mazereti bir sebepse, kendisine silahını veririm diyer. O an elini uzatır nöbetci askerin silahını almaya, bir bakar ki, elini uzattığı silah, ayağa kalkar, üzerindeki kapak takımlarını bir iler, bir geri ,şıkırtayıp duraraken, sanki piyade Kırıkkale silahın gözleri varmış gibi, bir sağa bir sola hareket ederek, beni yanına yaklaştırmadı. Zabit yüzbaşı diyor o an çok korkmuştum, erin nöbet kulubesinin yeri meskun ve sessiz sakin bir yer, hiç bir kimse yoktu. Hemen geri çekildim, nöbetci heyetine durumu intikal ettirdim. Ordaki zabitler temkinli bir şekilde bu duruma yaklaşmak istiyorlardı.. Nöbetci amiri olan, binbaşı nezaretinde, beş on kişi, nöbetcisi olmuyan kulubeye geldik. Binbaşı yüzbaşıya döndü, hani durum anlattığın gibi değildir dedi, ve o esnada binbaşı elini silaha uzatır uzatmaz , silah tekrar ayağıya kalkar, kulubeye gelen nöbetci heyetini, yarım daire şekilinde , nöbetci kulube önünde, sağa sola haraket etmeye başlar, ere ait silah, nöbetci heyetini kulubeye yaklaştımasına mani olur. Böylece binbaşı ve nöbetci heyetini geri çekilerek, binbaşı söyler,arkadaşlar bir sağa sola dağılın, bu asker muhakkak burada bir yerdedir muhakkak onu bir arıyalım diyer. Tabi zabitler sağa sola dağılarak, bu nöbetci askeri aramaya başlarlar. Bir bakıyorlarki asker bir dere kenarındaki ,bir kaya parça üzerinde namaza durmuş. Tabi bu nöbetci heyeti bu askerin namaz kılmasını beklerken, asker sağa soluna selam verip, bir mahcubiyet halinde , nöbetci heyetini karşılar. Tabi nöbetci amiri binbaşı, askere, oğlum iki ibadet bir arada olmaz. Nöbet tutmakta dinimizce kutsal bir ibadet yerine geçer. Neden nöbet kulubesini terk ettin. Nöbetci er komutanım, nöbet esnasında , iğtilaf (Cünüp)oldum, ben o şekilde nöbeti tutamazdım, bu derede suyu görünce, bir boy abdesi aldım, İki rekat namaz kılıp, nöbetimin başına gidecektim. Tabi binbaşı elini, erin başına götürerek, oğlum sen sanmaki, nöbet yerin sahipsiz, orayı Allah bekliyordu, ve bizler nöbet kulubesinde senin olmadığını görünce, silahına elimizi uzattığımızda, silah ayağıya kalkarak, bizleri nöbet kulubesine yaklaştırmadı.. Asker heyetle birlikte nöbet kulubesine geliyor, ve nöbetci er ,elini silahına uzatıp silahını alıyor ve nöbetine devam ediyor. İşte o zamanki ordumuzun ahvali ve iman karyer durumu buydu, ordumuzun askerleri, fakirdik, yoksulduk ama onurluydu,kendi aramızda bir birimize karşı olan tavrımız kuzu gibiydik, ama düşmana karşı birer aslan gibiydik. Elimizde silahımız ve ağzımızda allahı zikrederdik. Cepheye Allah Allah yiyerek, savaşıyorduk. İşte bu hiçbir orduda olmuyan bu savaşa gidince yeri gökleri bu Allah Allah sedalarıla, düşmanın cesaretini kırar ve onlara büyük kayıplar verirdik. Ondan sonra bu Allah Allah sedaları o zamandan beri askerimizin, tatbikatlarda ve savaşlarda içten gür sesle söylediği düşmana karşı bir haykırmasıydı. Şimdide aynı Allah Allah sedaları ordumuzun askeri iç talimetnamelerinde yerini almıştır.
    Şimdi de şu an, ordumuzun içinde olan bitenler , ülke insanı olarak, çoğumuzu üzmektedir. Eğer böyle komutanlar varsa, inşallah ülke için, böyle kötü seneryolar çevirmemişlerdir. Onların dediği gibi ülke idarecileri için düzenledikleri bu kaos sanaryolar’a savaş oyunlarıdır diyorlar.. İnşallah öyledir, ama eğer bu ileri sürülen idialar doğruysa, bu şahısların ordudan bir an önce ayıklanması lazımdır. Hiçbir kimsenin haddı değildir. Bu ülke ve bu ülke insanın hakkında, böyle kötü senaryolar ne düşünebilir ne de yapabilir.Bu idialar bu şerefli ordumuza yakışmaz., Türkiyemizde ki bağımsız mahkemeler bu hususta gerekeni yapıyor. Bizlerede bunu sabır ve sakin içinde takip etmekteyiz . Türkiye cümhurriyeti sahipsiz değildir. Kimsede bu ülkenin , yalnız sahibi bizleriz diyip ortaya çıkmasın. Çünkü bu ülkenin sahibi, bu ülke içinde , olan tüm kurumlara aittir. Bunu bir kurum üstlenemez.
    İnşanlah en yakın zamanda ülkemizin üzerinde dolaşan bu kara bulutlar bir an önce, geçer. Ülke tekrar eskisi gibi barış ve huzur içinde olmasını diliyerek, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 'Bakalım Mevla neyler neylerse güzel eyler'
  • Şenay ÇOBANOĞLU / 24 Haziran 2010 16:07

    BU KURUMLAR, ÜLKENİN TEMEL TAŞIDIR;

    BASİT GÖRDÜĞÜNÜZ, MUHTARLIK KURUMLARI, HER GEÇEN GÜN DAHA DA ÖNEM KAZANMAKTADIR; :
    Devletimiz muhtarlık kurumlarının bağlı bulunduğu sorumluluk alanının içinde ki halkın hakkındaki sağlıklı bilgileri, yalnız o mahalleyi idare eden muhtar bilmektedir. Bu gün ülkemizde elli üç bin muhtar görev yapmaktadır. Devletimizin tüm kurumları , bu muhtarlıkların verdiği bilgi ışığında görev yapmaktadır. Bu muhtarlıkların, devletimeze karşı iki yüze yakın sorumluğu vardır. İnanırmısınız bu iki yüzeyakın sorumluğu olan bu kurum, bu devlete karşı olan bu sorumluklarını yerine getirmesi için, bir çalışma yeri yoktur. Devlet bu muhtar lara, bir mühür vermiş, yalnız bu mühürü taşıdığı için, bu kurumlara bir yer göstermemiştir. Bu kurumları basite almamalısınız. Devletimiz bu kurumları kaldırmak istediği zaman, bu kurumların görevini , devletin hiçbir kurumu sağlıklı bir şekilde yerine getiremez. Çünkü halkın için yirmi dört saat bulunan ve halkla haşır neşir olan bu muhtarlık kurumu, sorumlukluk alanındaki halkı iyi tanır, onların hakkında rahatlıkla devletin ,diğer kurumlarının ondan istediği bilgileri sağlıklı bir şekilde vere bilir. Bir kusur işlediği zamanda, yeri ve mekanı beli olduğu için, kanun önünde hesap verir. Yasalara uygun olmıyan bir, uygulamada bulunmuş ise, yasaların onun o yaptığı , yasalara uygun olmıyan işlemlerin karşında gerekli cezayı da verebilir.
    Şimdi bir siteyi düşünün. Bu sitenin bir güvenlik görevlisi var, bu siteye giren çıkan insanları bu site kapısında bekli yen güvenlik personeli bilir. Şimdi bu güvenlik personelin vazifesi olan görevi, o sitenin yöneticisi olan şahıstan bekliyemezsiniz. Çünkü o yöneticide, site sakinlerinin ve yakınları hakkındaki bilgiyi, o site kapısında görev yapan güvenlikten ister.
    Şimdi muhtarlık kurumlarının kendi görevi olan , adres kayıdını, devletimiz kendisine bağlı olan, nüfus müdürlüklerine verdi. Şimdi mahalleme yeni taşınan bir mahalle sakini, önce mahallenin bağlı bulunduğu nüfus müdürlüğüne gidiyor, ondan o mahallade oturduğunu teyit edecek bir belge olmadan, kendi vermiş olduğu beyan üzerine, o mahalleye kaydını yaptırmış oluyor. Bu şahısın gerçekten bu mahallede oturup oturmadığı nasıl emin olursunuz. Bu sefer nüfus müdürü, muhtarlıktan onun orda oturduğunu teyit eden bir oturma belgesi istemektedir.(Bu ne perhiz,bu ne turşu) Bu yeni kimlik paylaşımı sistemin başlamasıyla, özel sektöre bağlı bankalar, sigortacılar ayrıca devletin tüm kurumları vatandaşın yerleşim yeri belgesini, nüfustan değil de, muhtarlıklardan istemektedirler. Çünkü muhtarın verdiği beyanı kendince güvenli ve sağlıklı buluyor. Polis bir mahalle sakinin biri hakın da , bilgiye vakıf olmak için, muhtarın kapısını çalmaktadır. Millieğitim, millisavunma,belediyeler,askerlik şübeleri, bankalar, yardım vakıfları ve seyre gibi diğer tüm kurumlar hala muhtarların verdiği beyanı kendilerince itimat etmektedirler ve güvenmektedirler.
    Dün İstanbul da bu halkalıda ki , terörislerin uzaktan kumanda ile bir askeri servis aracının yolunda bir bomba patlatarak, o serviste bir çok asker ve asker çocuklarının şehit olmasına sabep olmuşlardı. Tabi emniyet o bölgeye bağlı muhtarları topluyarak, fikir alış verişinde bulumuştur. Yine bu muhtarlık kurumların her gittikçe daha önemi iyi anlaşılmaktadır. Çünkü muhtar mahallesinde şüpeli bir şahısı fark ettiği an, bu durumu bağlı bulunduğu polis karakoluna ve yahut alo 155’şe haber verir. Zaten bu şekilde de muhtarlar görevini icra etmektedir.
    Türkiye’nin bu gün çok hassa bir durumdan geçmektedir. Devletimin tüm kurumlarının temel taşı olan, bu muhtarlıklara devletimizin baştakilerinin önem vermesi, lazımdır. Bu kurumları, idare eden muhtarları iyi bir eğitimden geçirdikten sonra, bu bilgi çağın nimetleriyle tanıştırmak lazımdır. Muhtarlara bu çalışmalarını sürdürecek bir çalışma yeri temin etmesi lazım, Bu çalışma esnasında diğer kurumlara yaptığı kırtasiyeleri bu kurumada ücresiz sağlamalı, Bu kurymların internet, elektirik, su, ısınmasını ve bağkurunu ödemesi lazımdır.
    Eğer bu kurumları bir an önce sağlıklı bir şekilde ayağıya kaldırmak istiyorsa, yarın beklide geç olabilir, bir an önce bu kurumların devlete faydalı bir konuma getirmeleri lazımdır.
    Bu kurumların sağlıklı çalışması, tüm devlet kurumlarının rahat çalışmasına, katkı sağlıyacaktır. Saygılarımla.
    .
  • TERÖR BELASI / 22 Haziran 2010 16:24

    ÇEKDİĞİM BU ZÜLÜME SON BİR NOKTA;

    SİVRİ SİNEK ÖLDÜRMEKLE, BATAKLIĞI KURUTAMAZSINIZ;
    Sivri sinelekle mücadelede, sivri sineğin barınak yaptığı yerleri yok edeceksiniz, sivri sineğin nemalandığı yiyecekleri kontrol altına alacak sınınız. Birde üreme mevsiminde, bu sinekleri barınak yaptığı yuvalarını kontrol altına alarak yok ederek, bu sineğin bataklığını kurutarak bu sineği yok edebilirsiniz.Yoksa tek tek sivrisineği yok etmekler uğraşırsanız, hem değerli zamanızı kaybına sebep olmuş olursunuz ayrıca sineği yok edeceğim diye , üreyip çoğalmasına sebep olursunuz.
    Şimdi Türkiye de güzel gitmiyen işlerden dolayı, terörü suçluyoruz. Bu terör devletimize ve insanlarımıza zarara vermektedir.
    Peki bu terörü kim besliyor, bu terör hadisesi neden otuz yıl geçtği halde, hala, ülkemizde gündemin birinci sırasını oluşturmaktadır. Yatıp kalkıp terörü konuşuyoruz. Ama şimdiye kadar bu husus hakında kafa yormadığımız gibi, bu hususun çözümü hakında bir ilerlemede katetmemişizdir..Çok vahim bir durumdur ülkemiz açısından, bu konu, bir an önce ülkemiz bu terör sorununa bir çare bulunması lazımdır. Binlerce aile bu yüzden çocuğunu, kocasını ve kadeşini şehit vermiş. Bu ailelerin ocağına ateş düşmüş, daha başka ailelerin ocağına ateş düşmesin, bu acıyı onlara yaşatmamak için,Türkiye içindeki tüm uzmanlarıyla birlikte, acil bir yuvarlak masa etrafında toplanmalı ve bu konuyu uzmanlarla enine boyuna tartışmalı ve bu zaman içinde ,caydırıcı önlemleri ivedi olarak alınması lazımdır. Bu sorunun bir an öce halletmek, insanımız ve devletimiz hüzuru için su ve hava kadar önemlidir. Bu konu üzerinde inceleme ayrıca önlem tedbirleri alınırken, şahısların sen bu guruptansın, inancına, mezhebine ve ırkına bakmadan, devlet kurumları bu gurup insanları dinliyecek onlara güvenecek onlarında bu terör hakında düşüncelerini alacaktır. Bu insanları ötelerseniz, bu insanları kurumlarınıza inancının emrettiği şekilde giyiminden dolayı toplum dışına iterseniz, sizler ülke içindeki insanların bir arada yaşamalarına zemin bulamazsınız. Çünkü alimin bir güzel sözü var.( Bazı bağlar olmazsa, ağaçtan orman, hayvandan sürü ve insandan toplum olmaz.) Bizleri bir arada tutan bu tutkal olan hususlara sahip çıkmamız lazımdır. Bunlar sırasıyle vatan, bayrak inaç, dil , kültür bağlarıdır, bu hususları yok sayamazsınız. Bu mozayik içine bir halk yuvarlak masası kuracaksınız. Bu terör belasını , haftalarca bu masaya enine boyuna yatırıp, tartışacaksınız, ve bu toplantıda alınan uzlaşma metnini hemen kararlı bir şekilde uyguluyacaksınız. Bu konu tartışılırken, siyasi ve diğer şahsı düşüncemiz için rant sağlamak için yapmıyacağız. Ülkemizi bu terör belasından bir an önce kurtarmak için, tüm birlikte bu durum için çaba sarfetmeliyiz.
    Bizler bu vatanın içinde çoluk çocuk ve tanıdık ve doslarımızla birlikte güzel bir yaşamın devamını sürdürebilmemiz için, yaşadığımız vatanımızı tüm düşmam tuzaklarından korumamız boynumuzun borcudur. Bizler bizimle birlikte rengi, dili, ırkı, inancı farklı olanlar olabilir. Ama hepimiz bu farklılıklar içinde, birliğimizi teşkil eden ülkenin bayrağı ve toprağına kötü gözle bakanların ve bu vatan hudutlarında bizlerin güvenliğini sağlıyan, mehmetciklerimize zarar verenlere gereken dersi , birlikte vermemiz lazımdır. Bu iç ve dış düşmanlarla iş birliği içinde olan kişileri en kısa zamanda, bunların kurum ve kuruluşlarda makamları ve rütbeleri ayrı konumları ne olursa olsun, bunları bu hizmet verdikleri yerlerden uzak tutmamız lazımdır. Gerekli yasalar bu hainler için hemen devre konulmalı, gerekli ağır cezalara çarptırılmalıdır. Yok efendim bu sistemle kaynaşmış Örneğin: Atatürkcu, layıkci bunlar böyle şeyler yapmaz diye bir şey olamaz. İnsan sevdiği insanı her zaman ülkeyi zor şartlara sokacak tavırlarına alet etmemesi lazımdır. Devlete hainlik et, evet ben layik ve atatürkcüyüm de, bu tavırını yemezler. Dürüst ol, Atatürk bu milletinde atasıdır, yalnız senin atan değildirki, sen atamın yemek içmesini kendine referans olarak almışsın, ama atamın düşüncelerini, fikrini ülkem için yeniliklerini kendime baz olrak almışımdır. Sen ne oluyorsunki beni bu düşüncemden mahrum etmeye. Çanakalede, dumlupınarda, sakaryada ve diğer şavaşlarda beklide senin ailenden iştirak etmiyen bile olbilir, ama benim dedem ve ailemden bu savaşlarda düşmanla çarpışmıştır. O yüzden bu düşüncelere haiz olan insanlar yemesini bilir ama bu ülkenin bir derdi ve sorununda elini taşın altına konması lazımdır. Aziz vatanı için aziz canınıda feda etmesini bilmesi lazımdır. Bu düşünce içinde vatanımıza sahip olmamız lazımdır.
    Bu ülkenin başına müsallat olan, bu belayı, bu şekilde hep birlikte elimizi taşın altına koyarak, bu terör belasını büyük bir çalışma azmimizi ortaya koyarak bitirebiliriz.
    Halk arasındada bir laf var (Hırsız içerden olursa, öküzü pencereden çıkarır.) bizlerin içinede, bu örgütü besliyen, istikbaratını sağlıyan ve dış dünyaile temas kuran , düşman taşarönları ve maşacıları vardır. Önce bunları tasfiye etmek lazımdır. Bu düşüncede olanların çoğalmasına mani olmak lazımdır. Devletin hiçbir kurumu biri birden, üstün değildir, hepsi bir tarağın dişleri gibidir, dişlerin den biri görev yapmasa, tarak tam görevini yapmamış olur ve o tarağın çalışmasından randıman alınmaz.
    Bu yüzden devletin tüm kurumları düşmana karşı birlik ve dirliklerini ortaya koymaları lazımdır. Bu bütünlüğümüzü ve kardeşliğimizi ortaya koymadıkca, bizler devlet olarak , böyle olaylarla çok karşılaşırız.. Yerinde devlet olarak kararlığımızı ortaya koymamız lazımdır.
    Önerilerimiz, hudut boylarındaki karakollarımızın, yerleri ve yapısı ayrıca hava birliklerinin
    Araçlarını inip kalkmasına müsaade olması, ayrıca yapılan karakollar, araziye kamufuleş olması lazım. Sık sık bu karakolları denetlemek mühümat ve silah karakolların arazi şartlarına göre, ordaki hava koşulunu göz önüne alarak temin edilmesi ve bu silahların gece ve gündüz şartlarında, iyice eğitilmiş askerlerin kullanmasını, bu askerlerin bu bölgelerde başarıyla görevini yaptığı için, devlet bu mehmetciklere sınavsız iş ve barınak temin etmesi lazım. O bölge görev yapan, güvenlik kuvvetleri, o halkın dilini öğrenmesi lazım. Görev yaptığı o hudut yerlerinde, halkın arasına karışması lazım, düğünlerine ve ibadet yerlerine gidecek, o insanlarla haşır neşir olacak şekilde oralarda görevini kusursuz bir şekilde yapması lazım. O bölgedeki halkın can ve malını koruması ayrıca sağlık ekibiyle halkın ev ev dolaşarak o ailelerin sağlık kontrolun de geçirerek durum analizini yaparak, devlet halkının yanında olduğunu göstereceksiniz. O halk içinde devlete karşı işbirlikçi olarak çalışan, istikbaraktı sağlıya cak bir güvenli ekip kuracaksınız.. O köye kim gelip kim gidiyor, devletin haberi olması lazım. Devlete sağlıklı ve güvenilir istikbaratı olması lazım. Devamlı halkın mezrasında, köyünde, ilçesinde ve ilinde onların lisanı bilen bu istkbaracılar, devletle her an temas içinde olmalıdır. Oralara fabrika değil, oraların şart ve koşullarına uygun iş olan hayvancılığı ve tarımcılığı kalkındır mak ,bu hususta devlet onların yanında olmasını göstermesi lazımdır. O bölgeleri dış turislere kapalı tutulması lazım. Çünkü dışardan ajan olarak, türist kılığıyla o bölgeler hakın da bilgi edinip ve orda bazı kişileri bara karşılığı kendi işlerinde kullanmak için, adam satın alıyor. O bölgeleri karıştırmak için, her türlü karanlık oyununu oradaki insanların üzerinden, devlete karşı kullanıyor. Oraların yol ve içme sularını bir an önce halletmesi lazım. Oralara ki insanların eğitim yönünden ihtiyaçlarının giderilmesi lazım.O yörelerdeki çocukların batıda askerlik görevi yaptığı zaman, o insanları iyice vatan sevgisini verebilecek eğitimlerden geçirmek lazım. Orda ki insanları hörlamıyacaksınız, derdini sabırla dinliyeceksiniz ve sorununa bir çözüm bulacaksınız. Orda ki insanların devlet kurumlarına gidip çıkmalarında, giyim ,kuşam, konuştuğu dil ve inancına saygı göstereceksiniz. Ordaki insanları kazanmak için, devlet üstüne düşen ne görev varsa, eksiksiz yerine getirmesi lazımdır. Bu hususları devletimiz harfiyen yerine bir getirsin, bakalım terör belası bundan sonra devam eder mi, inanız ki devam etmez. İşte bundan sonra devletimiz huzuru ve güveni, istikrarı elde etmiş olur.
    Bu iş için yapılan hizmet, ülkenin bu bölgesini kalkındırmış oluruz. Bu bölgedeki insanları kazanmış oluruz. Bu insanları bu iç ve dış düşmanların eline terk etmemiş oluruz. Yaptığımız oraya yatırım, boşa gitmemiş olur, hem eti ucuza yemiş oluruz, hem bazı tahıl ürünlerini hakımıza ucuza maletmiş oluz. Oralar hayat dolu bir yaşamaya çevirmiş oluruz. Oradaki derdi kederi bu hizmetlerle yok etmiş oluruz. Ordaki yaşıyan halk devletine güvenmiş olur, devlette ordaki vatandaşına güven duymuş olur. Hiçbir kimse devlet ve budaki halkın arasına girmemiş olur. Çünkü oradaki halk buna müsaade etmez.
    Bu ülkesini ve halkını seven bir vatandaşın, devletine karşı, bu terör hususundaki düşünceleri.
    Hepinizi seviyorum, her zaman ülkem ve ülke insanım kazansın, sağlık kalın hoşca kalın.
  • O ASKER / 17 Haziran 2010 12:11

    AĞLAMAKTA GÜZELDİR;

    AĞLAMAKTA GÜLMEK KADAR GÜZELDİR;
    Dün Sakarya Fırat dizisinin sezon finalini izlerken, kendimi tutamadım, içten sesiz ağlıyarak, göz yaşlarımı döktüm.
    Dünya değiştikçe, ülkemin film yapımcıları, dünyanın ileri ülkelerinin filmleriyle yarışacak filimler çekebiliyorlar.
    Tabi tüm mesleklerde böyledir. Mesleğinde başarılı olursan ve mesleğini seversen karşı tarafa güzel eserlerinle söz ettirirsin.
    İşte bu TRT yapımı dizi de öyle oldu. Filimde tam bir gerçek hava hakimdi. Ülkenin başına musallat olan bu terör belasını, dünyaya işte bu kadar olur diyecek derecede ,bir mesaj vermek için , o dizinin o trajedi bölümleri yeter olur sanırım. O kahraman mehmetciğin ülkesi için nasıl çırpındığı ve ülkesinin içinde yaşıyan insanların güveni için, hayatının bağrında olan bu yiğitler, dünyaya sanki insanlık dersi verercesine , hayatın içinde görevlerini yapıyorlar. Bu mehmetciklerin hudut boylarında ne sıkıntı çektiklerini çok iyi biliyoruz. Onların ve Allahın seyasinde bizler ülkemizde rahat yaşıyoruz. Allah onları tüm müsibetlerden, kötülüklerden ve düşmanın tuzaklarından korusun, Allah onları yetiştiren ana ve babadan razı olsun. Onlar yalnız o ana va babaların çocukları değildir. Onlar görevde iken zaten ,Türkiyenin çocuklarıdır. Türkiye onlarla hep gurur duyuyor, dünya durdukça onlarla gurur duyacaktır.
    Tabi bir ülkenin sanatçıları , tüm halkın sanatçıları olduğu için, tüm insanlara eşit bir vaziyette yaklaşmalıdır. Sanatçının siyaseti olmaz, onun siyaseti film içindeki kendisine biçmiş olduğu rolü ve o karaktere iyi bir şekilde motife olmak, oynadığı o karekteri sahnede iyice yansıtmaktır.
    Türkiye’ dede güzel filimler ve diziler çekilmektedir. Güzel oyuncular yetişmektedir. Hepsine kendim ve ülkem adına teşekkür ediyorum.
    İnsanlara gülmek kadar ağlamaya da ihtiyaçları vardır. Bu diziyi seyrederken, bizleri duygulandırdığınız için, sizler gibi sanatçılara minet borçluyuz. İyiki sizler varsınız. Yolunuz açık olsun.
  • Feyzullah ÇOBANOĞLU / 9 Haziran 2010 10:56

    ATAM TA UZAKLARDAN, MİSAFİRİN VAR;

    Hasan VAROL diyor ki:
    07 Haziran 2010, 16:21
    ATAM TA UZAKLARDAN,MİSAFİRİN VAR;
    Atam sen gittin gideli, neler oldu neler. Kurduğun partinin ne tüzüğü kaldı, ne ilkeleri ve nede ilkeli yöneticilerin var artık, hepsi seninle beraber tarih oldu. Eğer o kurduğun partiye bıraktığın iş bankası olmasaydı, o partinde tarih olacaktı, o kurduğun partiye bağlı , iş bankası olmasaydı, hiçbir kimse bu partiye sahip çıkmıyacaktı. Şimdi bir Gandi Kemal KILÇDAROĞLU diye bir zatı şahane,bu partinin başına geçen bir başkan var. Ne çözüm üretebiliyorlar nede bir atılım gösterebiliyorlar, etrafıdaki oy veren insanları kaybetmemek için, senin layık sistemin ve ismini kullanarak, bu partiye oy veren insanları durdurmaya çalışmaktalar. Bu partide bir sürü profesör insan var ve ayrıca kendilerince, sözde karyerli insan dolu, ama inanıyorum, sağ olsaydın , hoca olup bunların hiç birine profesörlük begesini vermezdin. Bir iş yerin olsaydı,İş veren konumunda olsaydın, bunların hiç birine iş vermez açlıktan öldürürdün, ama sana dua etsinler, senin ismini her sıkııştıklarında, kullanarak ülkemde lüks bir hayat sürmektedirler.Dara düştüklerinde layiklik ve atatürkcülük elden gidiyor, yargarayı basıp, ortalığı germeğe çalışıyorlar. Ülkemde yoksulluk almış başını gitmektedir, onların umurları değildir, onlar Avrupa , Amerikalarda aile talukatıyla birlikte gezip tozmaktalar.
    Avrupanın medeni diye yemek ,içmek, tepişmelerini ve bizim kültürümüze uymuyan giyim kuşamlarını kendilerine ilke edinmişlerdir. Senin bize bıraktığın ,ilim ve irfanından çok uzaklarda yaşamaktadırlar. Sizler rahmete gittiğiniz an ülkede başka, bir hava esmeye başladı. Senin resimlerin tüm resimi dairelerden indirilip, milli şefin resimlerini astılar, ülkemde kullandığımız paranın üzerinden resmini kaldırıp, milli şefin resmini koydular, halkın inancıyla uğraştılar, okunan ezanlarını, türkçe vermeye başladılar. Halkın ibadet yerlerini, hayvan ahırına çevirdiler. Atam bu iki yüzlü insanlar, halkımıza çok zülüm ettiler. Bir kalksaydın atam, o günkü bırakdığın ülkeyi ne hale getirdiklerini bir görseydin.Senin bıraktığın eserleri nasıl kafalarına göre dizan etmişlerdi., iyiki görmedin atam, inan kahrolurdun, bunlara nalet okurdur. Bunlar şimdi bıraktığın hazınelerinle yaşıyorlar. Seni sevdiklerinden değil, senin onlara bıraktığın mal , mülk ve paralarla hayat sürmektedir. Avrupanın kokmuş ahlakını kendilerine rehper etmişlerdir.Ama onların ilim irfanından haberleri yok, çünkü batının ilmini almamışlardır.Tam bir ilticacı ve geri kafalı tutumlarıyla bu ülkeyi, senin bırakdığın yerden, kendi kafaların yapısana çevirdiler. Ortalığı gergin bir havaya sokmak, için senin anıt mezarına koşuyorlar. Timsahın dökdüğü göz yaşları ile ,orda türk halkına karamsar tablolar çizmektedirler, halkın kafasını karıştıracak beyanatlar vermektedirler. Halbuki sen şöyle sölmiştin(Benim naçiz vücudum bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.:)
    Ama bu gün bir şeyler oldu, 23 NİSAN 1920 Yılında ülkemin çocuklarına bir bayram bıraktın. Türkiye de ve dünyada yaşıyan çocuklar 23 NİSANDA Türkiye ye gelip bu bıraktığın çocuk bayramını birlikte kutluyorlar.
    Kurduğun Türkiye Cümhurriyet’inde ki bir gurup ülkesini karşılıksız seven kalderenler, ülkemin en ünlü ünüversitelerinden mezun olup, aldıkları diplomalarla, dünyanın ucra yerine dağılarak, orda türk okulları kurup, o okullarda türk dilini , kültürünü, medeniyetini ve her sabah istiklal marşımı söylüyerek, türk bayrağını göklere yükselere çekmekteler. Orda ki çocuklar şarkılarımızı söylüyor,Erzurumdan,diyarbakırdan, kayseriden, aydından, konyadan ve muştan oyunlarımızı oynamaktalar. Bizden birileri olmuş casına, o ülkelerde, bu gönüllü yiğitler destan yazıyorlar, batı şaşkına dönmüş, bunlar ne biçim bir insandır, hayatın bağrında, eylenmenin zamanında bulunan bu gençler, kendilerini bu işe neden feda etmişler, o ülkenin burokratları toplantılarında ve seminerlerinde bunları konuşuyor, ve bu gençleri, kendi ülkelerinin gençlerine örnek gösteriyorlar.
    Atam bu senin ilmin ve fikrin , ülkenin inanç ve kültürleriyle yetişen, bu pırlanta gençler, her yılın 31 MAYIS da dünyanın değişik yerlerinden, türk okullarının yetiştikleri çocuklar kurduğun ülkeni ziyaret edip, ülkelerine gittikleri zaman, Türkiye nin büyüklüğünden, medeniyetinden ve insanlığından bahsediyorlar. Eğer sağ olsaydın bu gençlerle iftihar eder, alınlarından öperdin , ve diğerdin evet yetiştiğim nesil işte bu. Dünyaya bu gençlerle meydan okurdun. Çünkü bu gençler çalıp çırpmayı bilmezler. Dürüs ilkeler içinde yetişmişler, hem arzuları ülkelerinin, yükselmesi için çalışmaktır. Ülke insanlarının mutluluğu onun mutluluğu, ülke insanlarının mutsuzluğu onun mutsuzluğu gibi bilirlerdi. İşte bu kalderenleri yetiştirdikleri dünya çocukları, ülkemizi ziyarete gelip, aldıkları eğitimin semeresini ,ülke insanlarımıza göstermeye geldiler.
    31 MAYIS 2010 tarihin den de yüz yirmi ülkeden, misafirin vardı atam, eğer sağ olsaydın bu gençlerin anlından öperdin, onlarla iftihar ederdin.
    Bu 8.ci uluslar arası çocukları, Türkiye nin değişik ilerindeki gösterdiği, bu gösterileri bir görseydin, bu gençlerle ne kadar iftihar etsen de, azdır diyerdin.
    Sen rahat uyu atam, bıraktığın ilmine, irfanına bu gençler gönüllerinden sahiplenmiş. Onlar bu bayrağı daha yükseklere taşımak istiyorlar ve tüm güçleriyle çalışıyorlar.
    Ama bıraktığın o parti mensupları, ne yazık ki, bu gençlerin bu çalışmalarına tahamüleri yok. Bu gençlerin bu güzel yaptığı işleri bırak takdir etmek, hep köstek oldular.
    Sen rahat uyu atam, ülkende öyle güzel gençler yetişiyor ki, canını feda edecek şekilde, ülkesine hizmet ediyor. Bu gençler olduğu müddetçe bu ülke, dünya yaşadık ca pay dar olacak.
    Sen rahat uyu atam, bu yıl yüz yirmi ülkeden misafirin var. Saygılarımla.
  • Hasan Hüseyin / 31 Mayıs 2010 17:02

    SİZLER GİBİ İDARECİLERE, BU TOPLUMUN ÇOK İHTİYACI VAR;

    SİZLER GİBİ İDARECİLERE, BU TOPLUMUN ÇOK İHTİYACI VARDIR,
    Birilerin derleriyle detlenebilen toplumumuzda kaç kişi vardır.Yaralarının sarılmasını bekliyen, acılarının dindirmesini istiyen, iniltilerini duyan ne kadar insan var acaba.?
    Mahallemin mutluluğu benim mutluluğum, mahallemin insanlarının mutsuzluğu benim mutsuzluğum, yiyebilen babağiyit sayısı nedir, acaba?
    Mahallesinin proplemleriyle uğraşmaktan, ihtiyaçlarını gidermekten,gençlerin kahve köşelerinden kurtulması için çaba sarfeden, kaç tane mahalle muhtarı vardır acaba?
    (Komşusu aç iken, tok olan bizden değil.) hadisi şerifin neler ifade ettiğini düşünerek, hayatını sürdürmeye çalışan, kaç aile vardır acaba?
    Sarılacak yaraların nasıl sarılması gerektiğini, ve kimlerle birlikte sarılmasını düşünerek haraket edene toplumun arzu ve isteklerini, hayatının birinci sayfasına yazabilen kaç tane mahalle muhtarı gösterebilirsiniz acaba?
    Mahallesinin yeşil alanlarının çoğalmasını, cadde ve sokak isimlerinin belirlenmesini, insanların rahlıkla cadde ve sokaklarda dolaşa bilmesi, için ortam hazırlıyan insanlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
    Seçildiği günden beri mahallesindeki eksiklikleri gidermek için çalışan, Örneğin; 1- Mahallesine büyük bir aile parkı yaptırdı. 2- Mahallenin şehre gidiş ve gelişi için, uluşım sorununu, yeni garaj münübüs hatının geçirmesiyle halledilmesi. 3- Mahallesine halkın araçlarını rahatlıkla park etmeleri için, yedi adet oto park yeri yaptırması. 4- Mahalle sakinlerinin sabah spor yapmaları için, mahalle içindeki park içine beş elamanlı bir firdeks aletlerini konulması. 5- Mahallesine bir sağlık ocağı yaptırması. 6- Mahallesine halkın rahatlıkla muhtaralık hizmeti alabilsin diye ,bir muhtarlık ofisi yaptırması. 7- Mahalle içinde eksik kanalizyon borularınını bitirmesi. 8- Mahallesinin her yerini sokak lambalarıyla ışıklandırması ve mahallede hiçbir karanlık yer bırakmaması. Mahalle halkının dertleriyle, istekleriyle ve ihtiyaçlarının gidermesiyle ilgilenen Musallabağlar mahalle muhtarı sayın Şenay ÇOBANOĞLU’ndan bahsetmek istiyorum, değerli okurlarıma.
    1999,2004 ve 2009 seçimlerinde Musallabağları Muhtarlığına seçilen Şenay ÇOBANOĞLU seçildiği günden bu güne kadar, mahalle sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sorunlarına çare bulmak için çaba ve gayretlerini ortaya koymuştur.
    Mesleğini seven bir kişi,Muhtar Şenay ÇOBANOĞLU hayatındaki çalışma felsefesi;
    Musallabağlar Mahallesinde bir kişi huzursuz ve mutsuz olursa, mahallenin mülki amiri olarak bende huzursuz ve mutsuz olurum. Mahalle sakinlerinin mutlu olabilmeleri için, muhtar olarak elimden gelen her fedeykarlığı yaparım, ve öylede yapıyorum, yoksa muhtar olarak kendimi huzurlu hisedemiyorum.
    Cümlelerini söyletiyor ona.
    Kendisi bir emekli olduktan sonra , mahalle muhtarı seçildikten sonra ,Hakk’a hizmet, halka hizmetten geçtiği bilinci içinde hareket ederek, mahalledeki bütün insanların mutluluğunu istediğini yukardaki cümlelerde ne güzel anlatmıştır.
    Günümüzde böylesine cefekar, böylesine fedakar, ve mahale sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sevinç ve mutluluklarına ortak olan muhtarlara ve idarecilere, halkımızın çok ihtiyacı vardır.
    Yaptığı icraat ve çalışmalarıyla, mahalle sakinlerinin gönlüde yer alan, muhtar Şenay ÇOBANĞOLU, mahalleyi bir insanoğlunun vucuduna benzetiyor, bir vucut azasının rahatsız olmasıyle bütün vucudun nasıl rahatsız olmasına neden oluyorsa, ortaya çıkan dert ve proplemlerin büyümeden halledilmesi, bütün mahalle halkının vesile teşkil edileceğine çoktan inanmış olarak hizmet vermeye çalışıyor.
    Toplumdaki değerli ve saygın insanlar , önce kendi mutluluğu için değil, başkaraının mutluluğu için çalışandır. Sözünü muhtar Şenay ÇOBANOĞLU kendisine düstür edinmiş nitelikte çalımaktadır.
    Dileğimiz böylesi muhtarlarımızın, ve her kademedeki yöneticilerimizin insanlara insan gibi muamele etmeleri ve onların dert ve sevinçlerine ortak olmalı.
    Üstadın dediği gibi (Güzel gören, güze düşünür, güzel düşünen hayatından lezet alır.) Felsefesiyle insanlar bazında, gören ve düşünen ve bu şekilde hareket eden, müsbet hareket eden ve menfi olay ve düşüncelerden sıyrılabilenler bu toplumun en sevdiği insanlar zümresinden olacaktır.
    Peygamber hefendimiz bir hadisi şerifinde;
    (Sizin en hayırlınız, insana faydası dokunandır.) Demektedir. Bu düşünce ile hareket eden vefekar ve cefekar, bütün insanları fikri ve zikri ve düşüncesi ne olursa olsun, her birisine hizmet etmeye, onların her birini kucaklamaya çalışan bu gibi insanların günümüzdede var olduğunu toplumumuzun insanlarına bidirmek bizlere düşen bir vazife olmalıdır.
    Mütedeyyin, kendini bilen kişilere düşen görev elbette yukarıda belirtildiği olmalı diye düşünüyorum ve mahallesine bu güzel çalışmasından dolayı Musallabağlar mahalle muhtarı Şenay ÇOBANOĞLU’unu tebrik ediyor ve kutluyorum. Mesleğinde başarılar diliyorum.
  • Hasan Varol / 27 Mayıs 2010 12:31

    Muhtarlıklar,

    BİZLER SIRADAN BİLE OLSAK, BİR YERİMİZ OLMASI LAZIM?

    Sıradan bir her hangi bir bekçinin, görev yapması için, görevi veren tarafından o bekçiye bir yer yapar ve görevini tebliğ eder.O bekçi de verilen görevi o yapılan kulübede icra eder.
    Sıradan bir bekçiye verilen imkan bu, ama koskoca mahallesini idare edecek muhtarlara devletimiz, iki yüze aşkın bir sorumluk veriyor, bunun karşılığında muhtarlar bu üstlendiği sorumluğu yerine getirmesi için, muhtarlara bir yer vermiyor ve gösterilmiyor.
    Baştakiler devletin büyük idarecileri olarak görev yapar, muhtarlarda mahallesinde ve köyünde devletin küçük birimleri olarak görev yapmaktadırlar.
    Baştakilerin her türlü harcamasını ve görev yapacak yerin devlet tarafından, karşılandığını, ayrıca birinci yüksek memurun alacağı maaşla bu hizmeti gördüğü. Muhtarlar ise,
    Muhtarların yeri yok, tüm harcamalarını muhtar kendisi karşılamakta, her hükümet kuruldukça, muhtarların elindeki yetkiyi kısıtlamaya gitmektedir.
    Muhtarlar mahalle ve köyünün sakinlerinin özgül verdikleri oylarla seçilir. Seçim kampanyasını, muhtar kendi cebinden harcamaktadır.
    Seçilmiş millet vekili, ve Belediye başkanları ayrıca il encümen ,ve belediye encümenin, tüm seçim kampanya masraflarını, devletin hazinesi tarafından karşılanır.
    Muhtarlara bu seçilmiş Milletvekilleri ve belediye başkanları tarafından, her ay bir tören düzenledikleri için muhtarlara bu törene katılmaları için davetiye gelir, bu muhtarlara gönderilen davetiyeler, muhtarları sevikleri ve onlara değer verdiğ için gödermezler, bu yapacakları törenin, daha şahşahlı bir şekilde görünmesi için , oradaki kalabalığın daha fazla görüntü sağlaması için muhtarlara davetiye gönderilir. O düzenledikleri törenlere bir çok muhtar arkadaşlarımız katılır, törende bütün katılımcılar tek tek anos edilir, ama muhtarların törende oldukları halde isimleri tören hüzüründa isimleri zikredilmez. o belediye başkanının tertip etmiş olduğu törene muhtarlar katıdıkları halde, tören konuşmalarında,ismi zikredilmez. Bu da nederece bu seçimle gelen belediye başkanları, bu muhtarlara verdiği değerin ispatıdır.
    Kısacası muhtarlar onların hazır kıtası, sıkıştıkları anda , medya kaşısında, bir kenhizmetleriyle ilgili bir açıklama yapmak istdedikleri zaman, hemen basın müdürlüklerinin aracılığıyla tüm muhtarları bu basın açıklamaları için, iştiraklerini isterler, ve biz muhtarlar bu daveti geri çevirmeyiz, onlarıda güç duruma sokmamak için, davetlerine icabet ederiz. Biz muhtarlarında onalara bakış açımız bu. Ama muhtarlara işleri düşmedikleri zaman, muhtarlıkların ne mahalleye ve şehre yapacakları hizmetler hakkında, fikirlerine baş vurmazlar nede arar ve sorarlar. Bu seçilmiş siyasetcilerin, bu davranışları devlet adamlığıyla ne kadar örtüştüğünüde, bunuda sizlerin takdirine bırakıyorum.
    Muhtarlar bu güç şartlar altında mahalle ve köy halkına yirmi dört saat hizmet vermektedir.
    Mahalle muhtarının bölgesinde yapılar da ve imarlar da bazı değişikler oldu. Mesela benim mahallemde öyle büyük yapılar inşa ediliyor ki, her binada seksen doksan daire vardır. Yani her bir site bir köy nüfusuna eşit tir.Bu sitelerden otuz kırk tane düşünün, o mahallenin nüfusu kaç olur. İşte muhtar bu yoğun nüfusa hizmet vermektedir.
    Baştakiler hala mahalleleri, eski yapıların, bir kat bahçeli evden ibaret olduğunu zanediyor. Tabi o eski yapıların durum farklıydı, şimdiki yapıların durumuda farklı, bunun arasındaki farkı ilgili yöneticiler farkında olmadığı için mi , yoksa işine gelmediği için mi bilinmez, bilinen bir gerçek varsa, her gün dünya değişiyor, böylece mahalle ve köylerde diğişmektedir. Bu değişime ayak uydurmak lazım. Muhtarların bu değişim içindeki sorumlukları daha çok artı. Ama bu , muhtarların bu sorumluklarının artışından, ilgili makamları ya haberi yor ve yahut gözleri bu durumu fark etmiyor, yahut işlerine gelmiyor. Çünkü onlarında yaşadıkları yerlerin, yapılarıda her geçen gün değişmektedir. Bu farkın yüzde yüz farkındalar. Çünkü konforlu ve lüks sitelerde oturmaktadırlar. Haliyle farkında, ama duyarsızlıktan gelmektedirler.
    Her kez halkcıyım diye iş başına gelir, iş başına geçer geçmez halkı unutur. Bunlar iki yüzlü bir siyaser güderler, tüm zahmetin , eziyetin faturası halka kesilir. Siyaset
    Çünkü muhtar halkıyla kaynaşmış ve halkla iç içe yaşamaktadır. Devletin en küçük birimi de olsa muhtarlıklar, onları kendi ailelerinden biri sanıyor ve onlara güveniyor. Çünkü devletin en küçük birimleri olan muhtarların, ne lüks bir yaşantısı vardır, nede devlet tarafından mahallesi için harcıya cak bir finasmanı vardır. Hiçbir zaman devletin olanaklarını kendi ve ailesi için kullanmamıştır. İşte bu kurumların durumu bu. Takdiri sizlere bırakıyorum, Saygılarımla..
  • Hasan Varol / 26 Mayıs 2010 11:24

    EMRET KOMUTANIM;

    EMRET KOMUTANIM :
    Kaç yıl oldu , ülkemizin başına müsallat olan bu terör belasını halledemedik. Dünyanın hiçbir yerinde, devletin idaresini , bir kaç kurumun direktifiyle yönetilmez. Demokrasiyle idare edilen devletlerde, halkın hür iradesiyle seçilmiş siyasetciler, tarafından o devleti idare edecek hükümetler kurulur . O siyasetciler kendi içinden bir bakanlar kurulu oluşturur ve o hükümet devleti idare etmeye başlar. Devlete bağlı kurumlar hükümete bağlıdır ve ona karşı sorumlu dur.Her kurum, kendisini ilgilendiren konular üzerinde, devlete hizmet verir. Kendisini ilgilendirmiyen konuları gündeme getirmez..Kurumlar hükümetin onlara vermiş olduğu, yetkinin dışına çıkamazlar. Hükümetin emrinde bir memur gibi, devlet hizmetlerini yürütürler. Bu kurumlar bütün çalışanlarıyla hükümete karşı sorumludurlar. Hükümetin onayını almadan, başka konular hakkında ,görsel ve yazılı beyanda bulunamazlar..Kurumlar üslendiği sorumluklar içinde projeler üretirler ve bu projelerini hükümete sunarlar. Hükümete bu projeyi müsbet veya gayrı müsbet değerlendirir, olumlu ise ondan sonra uygulamaya koyar. Kurumlar da çalışanlar görevini kötüye kullanıp bir suç işledikleri zaman, devletin bağımsız mahkemeler önünde yargılanırlar. Eğer suçu kesin iddialara dayanıyorsa, ülkenin bağımsız mahkemeleri tarafından gerekli ceza çarptırılır. O kurumun başındaki ve ona bağlı çalışanlarda diğer normal vatandaşlar gibi, adalet önüne çıkarılır, ve yaptıkları suçun karşılığında cezaya çarptırılması söz konusuysa , o kurum içinde görevi kötüye kullanılanda yasada işlediği suçun karşılığındaki cezaya çarptırılır .Hiç bir kimseye ,hiç bir fark ve ayrıcalık gözetilmeden, kanunlar önünde, her vatandaş gibi aynı hakka sahiptir, yine hiçbir ayrıcalık tanınmadan , herkes kanunlar önünde eşittir.
    Bizim gibi üçüncü ülkelerde , maalesef ülkeyi idare eden hükümetler devlet hizmetlerinde, kurumların brökrasilerin engeline takılıyor.Bu kurumlar kendilerini, devleti idare edenlerin yerine , konmaktadır.Burada bu bürökratlara demezler ki (KENDİ ELİNİN HAMURUYLA, BAŞKASININ İŞİNE KARIŞMA.) önce sizler bulunduğunuz kurumu iyi idare edin. Kurumunuzda bir çok çözüm arayacak konular, çözüm beklerken, Ülkedeki halk bu, görevi sizden bekliyor. Üzerinize vazife olmıyan devlet görevlerinde, bu kıymetli zamanızı boşa harcamayın , halkın pikolojisini bozacak hal ve havırlar içine girmeyiniz. Ülkede kaos yaratarak, halkı gergin hava sokmayın.
    Şimdi ordumuz, doğu ve güney doğuda birçok askeri tatbikatlar yapmaktadır. Bu tatbikatlar devletimizi dış düşmanların, tehdidine karşı ,askerin kendince ne gibi tedbirler alımasını, askerlerimizin o arazi şartları altında, nasıl muhabere eder, bu husustaki mühimmat ve teçsizat ayrıca eğitim safasını iyi bir düzeye getirmektir. Bu husus içinde tatbikatlar yapılır. Eğer uzun bir süre asker oralarda muhabere yapıyorsa, onun görev yapacağı yer olan karakollar,
    . Ordu bu amaca göre, oralarda, her yıl tatbikat yapılmaktadır. Geçen tatbikatlarda eksiklerini gözden geçirmekte, yeni silahları bu tatbikatta denemek, oradaki arazi şartlarına askerin daha uyum içinde hizmet yapması için, yeni projeler ortaya koymaktadır, ve projeler içinde gerekli savunma sistemini kurmak, askere zayat vermiyecek şekilde görevini ifa etmektir.
    . Şu an ülkenin başına müsallat olan, bu terör belesına , ordumuz maalesef bir çözüm, bulmamıştır. Her gün şehit haberleriyle , bazı gariban ailelerin evine evlat acısı olan, kör ateş düşmektedir.
    Ordumuz ülkenin başına musallat olan terör belasına bir çözüm bulamadığı gibi halkın piskolojisini bozacak beyanatlarda bulunmaktadır.
    . Her gün bir şehit haberleriyle uyanıyoruz.. Bunlar bu şehit ailelerin içinde bulunduğu içleri yanan kimi evladını, kimi kocasını, kimi kardeşinin, kimi babasının acısını anlamıyorlarmı.? Kuzey ırak çevresindeki, askeri karakollara neden, sağlıklı bir çözüm getirmiyor. Hala ordaki karakolar o arazi şartlarına uygun olarak dizan edilmediği için, devamlı ordaki görev yapan mehmetciğimiz dış düşmanların ateşine mahruz kalmaktadır. Bazen bir karakol iki defa düşman taaruz ateşine karşı kalmıştır. Karakolar bizim bildiğimiz gibi , yüksek yerlerde yapılır. Çünkü yüksek yerde bulunan karakollar, izleme ve görme cepesi ,büyük alana hakim olur ve savunmasıda ona göre kolay olur. Şimdi karakolların bulundukları yerler bakıyorsunuz, dağ eteklerindeki çukurlarda yapılmış, bunu televziyondan rahatlıkla seyredebiliyoruz. Orda o Mehmetcik ne kadar güven altında, görevini ifa edebilir. Tepeden terörün biri, Mehmetciğin görev yaptığı ,karakola bir roket ateşi yaptığında, ordaki görev yapan askerin kendini ve karakolu savunacak ,gücü zaten olmaz. Ya teslim olur veyahut şehit olur, zaten o bölgelerde aynen olaylar böyle gelişiyor , asker çok şehit olmaktadır. Ordumuz bu hususta değişik takdiklerini ve karakolların yeni yerleşim yerlerini yenidenden elden geçirmeli, bu hususta hükümetin bazı kurumlarından destek alarak, bu terör belasına bir son vermesi gerekmektedir. Komutanlar, giyidikleri ünüformanın hakkını vermeleri lazımdır.Bazılarını bu giydikleri ünüforma içinde, bu ülkenin insanlarının inancına karşı çıkarak, komplo teorüleri üretmemelidir. Görevini kötüye kullananlarında, o kurumun başındaki komutan savunmaması lazımdır. O kurumun başındaki komutan , medya önünde,TSK’ya yönelik oparesyonlar olmaktadır: her asker tutukluğunda canımızda can gidiyor , verdiği talihsiz beyanatlar, bu halkı üzmektedir. Şehit ailelerininde bu kurumun başındaki komutana, söylüyeceği bir söz var. Vatan için canını ortaya koyan ve icabında şehit düşen çocuklarada, komutanımız canımızdan can gidiyor, diyerek üzüntüsünü bir dile getirmiş olsa, komutanımız ne düşünür. Bu ateşe bir son vermek için ordumuzda bir çalışsa, o zaman bu ailelerin gönlüne bir nebzede olsa, su serpmiş olur.
    O yüksek rütbedeki komutanlar, halkın ödediği vergilerden maaş alarak, görevini sürdürüyor, ya o şehit asker ülkesi için, hiçbir ücret talep etmeden, vatanını için, vezife yaptığı yerin kötü koşullarda olsa bile, bu durumu hiç dert etmeden, vazifesi başından ayrımıyarak, ülkesini bu ağır yaşam koşulları altında savunmaktadır. Bu neferler kalbindeki imanın ve vatan sevgisinin vermiş olduğu güçle, düşmanlara karşı savunmasını canıyla ödüyor. Mehmet’dimin canı öyle ucuz değildir. Bu vatan bu Mehmetler seyasınde ayakda durmaktadır. Onlara bu ülke insanları minet borçludur. Askerlik görevini başarıla bitirenlere, yaşam boyu saadetler diler, bu vatan için canı feda eden, mehmet’lerede allahdan rahmet diler, ve kalanlarına baş sağlı dilerim. Ruhları şadolsun, mekanlarınız cenet olsun. Sizler iki cihandada, çok azizsiniz, büyüksünüz. Dünyanın hiçbir ordusuyla kıyaslanmıyacak kadar, şerefli ve kahramansın.seni anlamıyan olabilir, senin inancınla alay edebilen olabilir, ama sen bu meziyetinle tarihde kahramanların timsali oldun, dünya hep seni bu kahramlığınla anacak, çünkü sendeki o iman cevheri oldoğu müddetçe, hep senden söz edilecek ve anılacaksın. Güçlü ülke, güçlü ordu.
  • Hasan / 17 Mayıs 2010 11:15

    HALKI ÖKSÜZ BIRAKMAYIN; BU KURUMLARA SAHİP ÇIKIN:

    Gerçekten muhtarlar seçilmiş kişiler gibi, seçilir. Yanlız o seçilmiş kişilere verilen haktan yaralanmaz. En çok halkla haşır neşir olan devletin bu küçük kurumu, çalışamıyak duruma getirilmiştir. Devlet en kısa zamanda bu kurumlara el konmasını istiyor. Durumlarının iyileşmesi için ne gerekiyorsa yapması lazım.
  • Hasan / 3 Mayıs 2010 14:00

    NE AZİZ BİR DUYGUDUR,BU YARABBİ;

    NE AZİZ BİR DUYGUDUR, YARABBİ;
    Dünkü kayserideki bir şehidimizin babasının törendeki o dik duruşu, şehitlik makamının ne kadar yüce oluşunu, bir daha bütün dünyaya, Kayseriden onurlu ve dik duruşuyla gösterdi.
    İşte bizler vatanı aziz bilip, ama şehitlik makamınıda Allah katıda yüce bilerek, bu şehitlik öyle herkeze kolay kolay nasip olmuyacak , bir durumdur. Bunu elde eden, ve ailesinde bir şehit veren aile ,ancak bu kutsal değerin kıymetini bilir. (Örneğin Peygamberimizi eshabalarından olan, Halit bin velit, o kahraman, peygamberimizin o eshabı, peygamberimizle birlikte, bir çok şavaşlara katılmış, şehit olmak için en ön safları seçmiş. O kadar çok muhaberelere katılıyor ki, şehit olmak için , vucudunun her yeri, ok ve kılınç yaralarıyla doluyki, en son hastalanıp yataktayken, öleceğini anlayınca, yarabbi ben senin huzuruna şehit olarak gelmek istedim, ama nafile, kadınlar gibi yatağımda ruhumu, ve canımı veriyorum. Buna üzülüyorum.)
    Şehitlik makamı çok kutsal ve ailesinde şehit veren anne ve baba bile o şehit aile efradı için, toplum içinde saygı ve hürmete layık görülmüştür. Allah için ,canını feda ederek, şehit olarak can veren, şehidinin ailesininde bazı günahlarını af ediyor, şehidin ailesinin, Allaha yapacak duasını geri çevirmiyor.
    Bizler işte böle bir inaçın toprağıyla yoğrulmuş bir milletin evlatlarıyız. Bizler ne kadar fikir ve düşünce ayrılığıyle , bölük pörçük olsak dahi , vatanın bir tehlike durumu anında , bu farklı düşünce ve fikirlerimizi bir tarafa bırakıp, bir ara gelip, vatan için birlikte elimizi taşın altına koymasınada biliriz.
    Ama üzülerek söylemem gerekirki, ülkemizin içinde yaşanan bu tatsız olayların sebi yine bu da iç ve dış düşmanların, oyununları. Bizlerin arasına tefrika yaratarak, bizleri biribirimize düşürmektedirler.Ülkemizdeki bazı ark düşüncede olanlar, kendi çıkar ve karyeri için, bu vatanın, ,insanlarını üzmektedirler. En çok bu gün , bu ülke için çocuğunu şehit veren aileleri üzmekteyiz. Onların inancı ve kılıf kiyafetiyle ve ayrıca çocuklarının dini terbiye aldığı imam hatip okulları üzerinden, bu şehit aillerimizi üzmekteyiz. Bu inaç bu runu hiçbir dinde ve hiçbir sistemde göremezsiniz.
    Bu gün layik sistemi, ülkemiz içinde her ayrı din, mezhep, ırk ve ayrıca görüşü ne olursa olsun. Ülkeyi idare eden , idarecilerimiz bu guruplara eşit mesafede bakması lazım. Yazılı metinde doğru, tamam bu metin bu şekiliyle, yazılmaktadır, ama ougulamakta farklı işlemektedir.. Ama bu gün Türkiye Cumhuriyeti Yasaları ve idarecileri, bunu halk içinde uygulamada, gerçekten bu eşitlik ruhuna göremi uygulanmakta , yoksa her devlet kademesindeki, idareci kendi düşüncesine göremi uygulamaktadır. Bunu kiymetli insanlarımızın takdirine bırakıyorum.
    Ülkeyi idare edenlere söylüyorum;Allah aşkına yeter, bu halka yaptıklarınız bu kötülükler arşu alaya dayandı. Devleti idare eden yöneticiler, neden kendi halkına güvenmiyor. O halkın teşekkürüyle bu devleti meydana getirmediniz. O devletin tüm gider ve harcamalarını, bu halkın vergisiyle ödemiyorsunuz.. Allah aşkına sizler neyin peşinde koşuyorsunuz.Ülkeye yaptığınız bu tahribat karşısında, halkınızın inancı ve giyimiyle uğraşmaktan, elinizi çekin ,halkın inancına, saygı göstermesini bilin. O ailenin şehit çocuğuna kurumunuzda bir madalya veriyorsunuz, o madalyayı almak için , o şehit aileyi kurumunuza almıyorsunuz. Size bu yetki kim veriyor. Kendinize gelin, insanların inancıyla , giyimiyle uğraşmayın. Vatan savunması için canlarını , orta koyan insanları içten kutluyorum, önlerinde saygılla eğiliyorum. Ne mutlu sizin gibi, şehit ailelerini içinde bulunduran vatana. Ne mutlu , vatan için canını seve seve verdiği için, onurlana, gururlanan şehit ailelerine. Nu mutlu bu şehitlik mertebesinde olan, insanlarımıza. Sizler çok yücesiniz, siler çok azizsiniz, bu ülke içinde, tekrar sizleri selamlıyorum. Akifin bir şiiriyle noktalıyorum.
    (Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.. . Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi .. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın Herc ümerc ettiğin edvara da yetmez o kitab Seni ancak ebediyyetler eder istiab Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber Sana ağuşunu açmış duruyor peygamber.")
  • Hasan VAROL / 29 Nisan 2010 09:59

    ERMENİ MEZALİMİ;

    24 NİSAN 1915
    ERMENİ MEZALİMİ, DÜNYA GÜNDEMİNDE NEDEN YOK?;

    Her yılının, yirmi dört nisan günü. Türkiye amerikan başkanının 1915 yılı ile ilgili, konuşacağı kararı Türkiye halkı olarak merakla beklemekteydik.
    En son obama öğle sonra sı, saat ikilere doğru ,senatörde ki meclisinde bir konuşmasında bu 1915 yılındaki olaylarıyla ilgili bir açıklama yaptı, ve yaşan bu olay felakettir diyerek, konuşmasını bitirdi.
    Obama nın bu konuşması bizim başbakanımız tarafından, olumlu karşılanırken. Dış işleri bakanlığı tarafından büyük tepkili bir açıklama geldi. Tabi muhalefette boş durmadı, oda hükümetten meclisteki ermeni yasasıyla ilgili protokolun çekilmesini istiyerek, tabi bu hususta tepkisini ortaya koydu.
    Ermeniler tabi bir iki gün önce ,Erivan da büyük bir miting düzenliyerek, bu miting de türk bayrağımızı ve Türkiye cumhur başkanımızın, başbakanımızın ve dışişler bakanımızın, resimleri bulunan bir panoyu ateşe verip yakarak, protoslu, yürüşlerini yaparak, tavırlanı orta koydular..
    Bu nun karşısında, İstanbul da bir gün sonra , bir parti ait gençlik gurubu da , taksimde bir toplantı yaparak, onlarda Ermenistan ın, ermeni devletinin, bayrağını yakıp ve bir konuşma yaparak onlarda öyle tavrını ortaya koydular.
    Tabi Amerikan da ve diğer Avrupa ülkelerinde ermeni tarafları da boş durmuyarak onlarda, birer miting düzenliyerek bu 1915 yılındaki olayları protosto yürüşleri yaptılar.
    Amerikan da ki Türklerde, amerikan da, Ezarbeycanlı bazı vatandaşlarıyla birlikte, onlarda Ermenileri protosto edecek bir yürüş düzenlenmiş oldular.
    Her yıl Amerikan başkanını yirmi dört nisan’da ne konuşacağı, dünyada bu haber önemli yerini korumaktadır.
    Türkiye ve Azerbaycan devletleri, bu Ermeni mezaliminin bu tavırı karşısında, ne yapmakla uğraşmaktalar. Türkiye ve Ezarbaycanın, bu Ermenistanın 1915 olaylarıyla ilgili ,durum karşısında nasıl bir tavır aldıklarını , bizim ülke insanların takdirlerine bırakıyorum.
    Türkiye de eski hükümetlerden başlıyarak bu günkü hükümet dahil, bu 1915 olaylarını her yirmi dört nisanda Türkiye yi zor duruma koyacak şekilde tavır alan bu ülkelere, ne gibi ciddi ve onlara karşı caydırıcı bir adımlar atmışlardır. Maalesef şu ana kadar gelen geçen hükümetler, muhalefet ve iktidarlar, ancak biri birlerin den, sataşmaktan artan zamanları olmadığı için, bu 1915 yılı Ermeni olayı hep gündemde kalmıştır..
    Benim rahmetli dedem, o Ermeni mezaliminin olaylarının canlı şahidi olarak o günkü olaylar hakındaki görüşlerini bana böyle açıklarken, gözleri doluyor sanki kendisini o günlerde hissediyordu., ve o Ermeni zülümünü göz yaşlarını dökerek duygulu bir şekilde ,anlatıyordu. Torunum, sizler bu günlerin kıymetini bilin, bizler o günlerde çok Ermeniler tarafından çok şiddet ve zülüme mahruz kaldık Ayrıca açlıktan bu bölgedeki insanlar, ağır geçen kışın o zor şartları altında ,çilleler olan o ayında çok insanlarımız kırıldı. O sağuklar da, buradaki tüm halk olarak çok perişan bir durum için deydik .. Ermeniler acımazsızca gebe olan hanımlarımızın karnına kama , kazma, dirgen ve buna benzer, sivri aletleri batırarak canlarına katlediyorlardı.Kadın ve çocuk ayrıca yaşlı demeden büyük ateşler içine sağ ,sağ atıyorlardı onları acımasızca yakıyorlardı. Anne, baba larının önünde , yavrularını işkence yapıyorlardı. Oğlum bizlerin başından ne korkunç olaylar geçti, bu olaylardan hangisinden başlıyayım bilemiyorum.. O yıl kış mevsimi çok soğuk geçiyordu. Her taraf metrelerce kar vardı. Halkın evinde yiyecek zahiresi yoktu. Biliyormusun dışarıda bulunan , hayvanlarına leşlerine, büyük guruplar halinde hücüm ederek , o leş hayvanını parçalamaya çalışırdık ve yerdik, dışarıda bula bildiğimiz her türlü hayvanı , helal haram demeden yakalar , etini yer ve derisini yüzer çarık yapar ayaklarımıza geçirirdik. Bir çok insanımız hem sağuk hava koşullarına dayanamıyarak, ölüyordu. Hemde Ermeni mezalimin den çok işkence ve zülüm , ettiklerine dayanamıyarak ölüyorlardı., bu Ermenilerin yaptığı bu kaliamlarda , çok insanımızı kayıp verdik. Bunlar Türkiye Cumhuriyetinin en çok kürt vatandaşlarıydı. Ülkesi için canını ve malını feda etmişti ve Ermenilerle savaşmıştı. Böyle olaylar, bizim doğunun kaderidir, bu yüzden zaten, buralarda barış havası yok. Çünkü dış düşmanlar bu bölgenin devamlı hasta olarak kalmasını istemektedir..Dedem bana söylerdi, oğlum ben dört yıl askerlik yaptım, teris olunca eve geldiğimde, bana tekrar asker celp kağıdı babam tarafından verilirdi, tekrar birliğime gidip teslim olurdum. Kışlada askerken üzerimizde ne düzgün bir giyeceğimiz vardı nede midemize bir sıcak yemek girerdi. Tüm amacımız ve gayemiz, ülkemizdeki, düşmanları bertaraf etmek.Ülkeyi güvenli bir konuma sokmaktı. Canımızı ve malımızı bu uğurda, seve seve verdik. Vatan sağ olsun. Tüm amacımız buydu. Yinede şavaş olsa, bu şartlar altında, yine ülkemi savunmaya gözümü kırpmadan, seve seve giderim, arkama bakmadan.Bu yüzden oğlum bu günlerinizin kıymetini bilin. Allah o kötü günleri bir daha , bu vatanın içinde yaşıyan insanlarına göstermesin. Bizler çok çektik çoook! Bu günlerinizin kıymetini bilin evlatlarım, çoook bilin , bu ülke ne zor şartlar altında, şavaşarak canlarımız düşmana siper ederek, ülkeyi barış ve huzurlu bir konuma getirdik, öyle kolay kolay bu ülke istiklaline kavuşmadı.diyerek bizlere nesihat ederdi.
    1915 Olaylarında, yalnız Ermeni vatandaşların, kaybı olmadı. Türkiye Cümhurriyetinin de bir çok insanı hüngarca ermeni mezalimi tarfından , katledildi, bu tüyleri ürpetecek, kanları donduracak ve dehşete düşürecek bu olayları ,ne den gündeme gelmiyor. Onların insanların canı kiymetlide, bizim insanımızın canı kiymetsizmi. Ermenilerin bizim en çok kürt halkına, yaptığı o vahşet ve zülümlerini, neden dünya ülkeliri , kamuoyunun gündemine getirmiyor. Çünkü onlar hırıstiyan oldukları içindir. Türkiyedekiler Müslüman oldukları içindir. Bu gün bile, dünya üzerinde, Müslümanlar bir çok haksızlıklara mahruz kalıyor, dünya ülkeleri bu duruma neden seyirci kalıyor. Çünkü bu durumda Hıristiyan olan ülkeler, zengin ve güçlü orduları ve güçlü ekonomik durumları olduğu için, Müslüman inancına bağlı olan, tüm ülkelere savaş açmışlardır. Bu ülkelere yalandan demokrasi getiriyoruz, diye, ülkelerini işkal etmişlerdir. Ordaki petrol ve değerli hazınelerini kendi ekonomik durumlarını düzeltmek için, kullanmışlardır. Bu gün ırak, Ameriken Birleşik Devletine savaş tazminatı altında, kırk dokuz yıl, ırakın petrolunu kendi devletlerine akıtmaya başlamıştır.Iraktaki tarihi eserler dağmadağın edilmiştir.İslam kültül hazineleri yakılmış ve tahribat edilmiştir.Irak halkının büyük bir kısmını savaş olayları bahanesiyle katletmişlerdir. Iraktaki halkının hanımlarının ırzına, amerikan ve İngiliz ayrıca diğer batı ülkelerinin askerleri girerek, o ırak hanımları kendilerini bu şekilde yaşamıyacaklarını için kendilerini pıçaklıyarak veya silah çekerek intihar etmişlerdir. Buların bu durumunu diğer batılı devletler görmüyormu, neden Amerikayı protosto etmiyorlar. Çünkü küfür , tek bir millettir. (Ayı dan pos, domuzdan dost olmaz.) O yüzden biz İslam ülkeleri olarak, en kısa zamanda, bir araya gelerek, güçlerimizi bir araya getirerek, o batılı ülkelere karşı, büyük ve güçlü olduğumuzu, göstermemiz zamanı geldide ve geçti. En kısa zamanda bu batılılara karaşı, Müslüman toplulukları olarak toparlanmamız lazım Yarın bu durum geç olabilir. Yoksa bu gidişle , bizler le kedinin fareyle oynadığı gibi bizimle oynarlar. Bu oyunlarına müsade etmiyelim. Bir olalım diri olalım, ve büyük olalım.
    Evet bu batılı ülkeler böyle bu olaylarda devletler arasındaki bazı olaylara, kendi at şapkalarıyla bu olaya bakmaktadırlar. Kendi pencerelerinden, başka bir şekilde yanaşıyorlar,
    1915 olaylarının mağdurları yanliz emeni halkı değildir. Bizim Türk ve kürt insanlarımızda çok mağdur ve perişan olmuş, bu ermeni mezaliminin bizim insanımıza yaptığı bu vahşet olan bu durumumuz neden dünya gündemine gelmiyor , Ermenilerce öldürdükleri ,bizim asker mehmedimiz ve civan insanımız neden gündeme gelmiyor. Üstelik onların arkasında rus devletinin büyük desteği vardı Bizim arkamızda allahımızdan başkası yoktu, onun bize verdiği inaç gücüyle canımızı ermeni mezalimine siper etmiştik, Bu Ermenilerin insanımıza yaptı bu vahşedi, bizler kendimizi tam yeterince uluslar arasındaki aranada ,seminerle ve toplantılarla bu vahşeti ve mezalimi dünya ülkelerine anlatamadık Avrupa ülkelerinde bu hususta seminerler ve toplantılar düzenliyemedik. Dost müslüman ülke devletlerinin , önemli meydanlarında, bu 1915’beş olaylarla ilgili, bu günün zülmünü anlatacak, birer abide ve anıt yaparak ermeni mezalimini lanetlemedik. Bu gibi olayları, dost ülkelerin nezaretinde, bu günü anarak, dünya gündemine koyup,bu olayı kendi lehimize çeviremedik. Bizler ancak bir birimizle, itişip kalkışara günümüzü geçiriyoruz., Şu anda da doğudaki insanları ikinci sınıf muamelesi yapıyoruz. Bu gün kendi kendimize güvenimiz kalmadı. Her kez köşe dönme telaşında, bir araya gelipte bu önemli sorunların hakından geleme çalışmıyoruz.
    Bu gün bu güzel ülkenin haline bakın. Bu ülkeyi idare eden kurumların pozisyonlarına bakın, bölük pörçük durumda ülkeyi idare ediyorlar. Güçlüler her zaman haklı, bu ülkede hiçbir kuvvet onları , bu ülkeye yaptıkları büyük tahribatlardan hesap ve sorguya çekemiyor ve cezalandıramıyor. Bu ülkenin tüm yükünü asgari ücretle çalışan garip ve namuslu insanları çekiyor. Bu adalet mi, Allah aşkına, bu adalet mi. O duvara yazılı olan, (ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR:) bırakın Allah aşkına, böyle yalan söylemlere bu halkın karını tok. Sizler bu
    insanların sırtından, asalak gibi geçiniyorsunuz.. Bu güzel kelimeler arkasında, entrikalar ve kaos senaryoları çeviriyorsunuz. Bu yaptığınızı, bundan böyle bu ülkedeki halka yutturamazsınız. Kedinin gözü açıldı. Yaptığınız bu haksızlığınız cezasız kalmıyacak, bu dünyada çekemiyecekseniz, birde diğer dünya var. Orada bu halk sizinle hesaplaşacaktır. Allahın adaleti büyüktür. Bu inanmış insan olarak, bu yaratanına inanıyor, en güzel adalet onun adaleti olduğuna inanıyoruz. Boynuzsuz koçun hakını, boynuzlu koçtan alınacağı, mahkemeyi kubrada, sorgulanacaktırlar. Bundan türk milleti olark içten eminiz.
    Beyler boş lafla bu ülke sevilmez, bu ülke ve bu ülke insanı için, canını ortaya koyan , mücadeleci ve, gece gündüzünü halkının refahı ve huzuru için ortaya koyan, gerçek yiğitlerle bu ülkenin sorunlarının çözebilirsiniz. Laf üretmek le ,ne bu ülke insanını doyura bilirsiniz, nede Türkiye nin önemli meselerini çözersiniz. Konuşup konuşup aynı yerde , sayar sayıklarsınız..
    Sizler gibi basireti bağlanmış, kendi çıkarlarınızdan, artan zamanları olursa, ancak bu gibi ülkenin sorunlarını , oda bir iki cümleyle geçiştirirsiniz.. Böyle devlet adamlığı olmaz. Böyle devletini ve milletini sevmek olmaz.
    Nerde o ecdadım, kanuni sultan süleyman. Fıransada dünya halkının insanlarının, ahlakını tehdit ve dejenersyona uğratan bir icadını, Osmanlı sadrazamı, Osmanlı padışahına ,paşam bu ecnebi ülkesinde, hakın bazı değerlerini dejenersyon eden, bir oyun peyda edilmiş, korkarım halkımızın ahlakı bozula.,ve vezirin bu konuşması, Osmanlı padışahına duyurulunca. O günkü Osmanlı sultanı Kanuni Sultan Süleyman, bu ecnebi ülkenin, kıralına bu tepkisini bir fermanla ilettiğinde, Fıransız kıralı hemen o günkü , halkının arasında ki, yeni sahneye koyduğu, icat ettiği o dansı iptal ediyor. İşte o ecdat böyle bir insandı.
    O avrupaki tüm ileri gelenleri ve patrikleri, ülkelerini ziyarete gelen, Osmanlı veziri ülkelerine geldi diye, atının özengilerini öperek , gittikleri yere , benim bu dudağım Osmanlı vezirinin, atının özengini öptü diye, ordaki o batılı isanlara hava atarken, bu sefer bu özengiyi öpen şahıs, ülkesinin gittikleri yerlerin insanlarından büyük saygı ,tevecühüne mazhar oluyor . Onu ziyarete gelen şahıslara, işte bu dudağımla o özengiyi öptüm diyince. Bu sefer gelen halk onun dudağını öpmek için sıraya girerlerdi, ve ona saygıda bulunurlardı. İşte o zaman ki, ecdadımızın, tavrı bu idi, şimdi ne hala düştük, bunun sizler gibi kıymetli halkımın takdirine bırakıyorum.
    Çünkü o zaman ülkeyi idare edenler Osmanlı hünkarları ,ülkenin ve dünya insanlarının haklarını barışını güvenini korumak için, müşterek çaba sarfederek, güzel buyruklar ortaya koyarlardı. Bu kararlı oldukları buyruklarını bir fermanla, avrupada ki ecnebi ülkeler bilirdi, onlarda Osmanlının buyrukları gösteren, bu fermalarına karşı çıkmazlardı, saygıyla karşılardı.
    O zamanki ulaşım araçları olan , bindikleri atla, dünyanın üçte birisini topraklarına topraklarına katmışlardı..
    Hala şu an günümüze kadar ayakda duran, ordularına şavaş ta, moral veren ve cesaret veren, mehter takımına bakın. Okudukları ordu marşları insanın, başka alemlere götüren ve düşmana korku , dosta güven veren o marşlar. Ordularının cesaretini ve gücünü dünya ülkelerine ilan ediyordu.
    Geçenlerde bir arkadaşım, amerikanda türk gününe katılmış. Gurbete biraz kaldım ama , türkiyemin kokusu burnumda bitiyordu, dalgalan o albayrağını ,günde beş vakit, susmuyan ezanını çok özlemiştim, bir an önce ülkeme gitmek istiyordum. Bu düşünceler içindeyken, Amerikadaki bu türk gündeki mehtaran takımın geçidini seyrederken, tüm ordaki seyirciler o muhteşem meter takımının , vaşintondaki o havanın birden değiştirmesi, ve ordaki her ülke insanından buluna o kalabalığın büyük bir coşkuyla bu meteranı selamlıyarak, eleri kırılacak şekilde alkış tutarak ,kimi ağlıyor sevincinden, kimi kendinden geçmiş, baygın bir vaziyette, ambulanslarla hastaneye kaldırılan.O an dedim kendi kendime konuşurken dedim, allahım bu ne biçim bir duygu, ve acdadıma o an içimden geçen duygularımı, dile getirirken, onlara dua etmeye başladım. Ecdadıma içten ,söylüyerek, dedimki, yarabi sen atalarımdan razı ol, mekanları cenet olsun. Sizleri her andıkca , duygulanıyoruz,ve gururlanıyoruz. Mehtarın vaşintondaki o büyük cadde geçişi esnasında, okuduğu marşlar insanın tüylerini ,diken gibi yapıyor. O ne biçim bir duyguydu yarabi, aklım başımdan gidercesine beni etkilemişti. Bu marşlar nasıl yazılmıştı, söylendikce, hiçbir şeyinden eksilme olmuyor, her söylendikçe insana bir lezet ve bir haz veriyordu.
    Evet biz tekrar ,konumuz Ermenistanın mezalimi bu 1915 olaylarıyla ilgili, türk hükümetleri ne gibi kararlar aldı.
    Şimdiye kadar iktidarda bulunan idareciler, makyaş niteliğinde geçici kararlar alarak , birkaç ay sonra unutuluyor, ve tekrar mualefet ve hükümet bir birbirlrini mecliste itip kalkışmalarına devam edip ve biri birlerini karalamaya başlayıp , o kıymetli zamanlarını bey hüde boşa yere kullanmaya devam ediyorlar.
    Böylece ermeni yasası rafa kaldırılıp, tekrar yirmi dört nisana kadar hiç bununla uğraşılmamaktadır.
    Ben bir vatandaş olarak, ve benim gibi düşünen insanların sayıları git gide artan, bir ülkede diyiyoruz ki, sizler ülkemizi hem içerde hem dışarıda iyi idare edmiyorsunuz. Bunu kabullenmeniz lazım.
    Muhalefeteki partilere bir bakıyorsunuz, hiç bir çözüm üretmiyen verimsiz bir gurup.
    Şimdi hükümetin bir kararına karşı çıkmaktadırlar, bakıyorsunuz hükümetin kararına karşı bir alternatifleri yor. Mecliste yaptığı muhalefet, ülkenin ilerlemesinin önüne abur cubur basit sebeplerden oluşan, engeller çıkarmak., bu aldıkları tavırlarla meclisin çalışmasını, engelmek için lüzümsüz gensoru oylarıyla ve gereksiz gündemi oluşturmakta, günlerini gereksiz tartışmalarla geçişmektedirler. Gündemi devamlı gergin tutmakta ve ülke insanlarına bir ümüt vermemektedirler.Ondan sora halkın aralarına, yüzleri olmadığından giremiyorlar.
    Maalesef bu gelen giden iktidar ve muhalefet, bu ülkenin meclisini, çalıştırmıyacak duruma getirmişlerdir.
    Yok bu hükümet olmaz diyen bazı cuntacılar , darbeyle hükümeti alaşağı edip, acmi yönetimle ülkeyi, yirmi yıl geriye götürüyorlar., yok olmadı, alsana seçimle o andaki ükümeti fes edip , seçime gidiyorlar, bu sefer ülkeyi büyük ekonomik borç batağına koymaktadırlar.. Bu şekilde ülkenin gündemlerini değiştirirler. Kendileri ve aileleri, padışahlar gibi hayat sürerek, halkıda yerlerde süründürerek asgari ücrete talim ettirirler. İşte o mutlu azınlık, bu şekilde hayatlarına devam ediyorlar.
    Bakıryorsun Avrupa ve asya ülkelerine, bir kutlama günlerinde, devletin ileri gelenleri ve dini liderleri olan papazlar ve patriklerle, o kutlu günlerini halkıyla birlikte sevinçle ibadethanelerinde kutlama çalışırken. Orda yürürlükteki layiklik sistemleri bir başka işlemektedir. Ama bizim ülkemizin yüzde, doksanı Müslüman olan bir ülke, devletin en üst makamındaki idarecileri ve genel kurmayı ve diğer idarecileri, halkının ibadethanesi olan camilerde, bir safta göremiyorsunuz. Çünkü ülkemizin insanını arzuladığı bu tabloyu, onlara çok görüyoruz. Camiye gidenleri fişliyoruz, bu gibi kişilere devletin idare kurumlarında görev vermiyoruz. İşte bizdeki, kafamıza göre şekillendirilmiş layıklik sitemi bu. Ayrıca bu milletin, çocuklarının baş örtüsüyle uğraşılıyor, imamhatip okullarından mezun olan çocukları askeri okullara ve ünüvesitelere almıyorlar. Camileri zaten kedilerine düşman saydıkları yer olarak bilmektedirler.
    Doğudaki insanların kürtce konuştuğu için ,insan yerine konulmadığını bu ülkede görüyorsunuz.
    Şimdi doğudaki bir çocuğa desen, sen bu ülkeyi seviyormusun, çocuk, ben bu ülkenin neresindeyim, bilemiyorum ki. Bir bilsem neredeyim, bende ona göre konuşurum.
    Bir televizyonda, bir araştırmacı doğunun bir köyünde, oradaki halkla raportaj yapmaktadır. Orda bir amcaya soruyor, o televizyoncu araştırmacı. Amca sen askerliğin nerede yaptın, amca kürçe bırak askerliği, benim nüfus cüzdanım bile yokki, sen bana askerlik yaptınmı diye soruyorsun. Televizyoncu yani sen askerlik yapmadınmı, hayır evladım. Şimdiye kadar hiçbir hükümet adamı köyümüze gelmedi ki. Ben bilmiyorum nerede yaşıyorum. Televizyoncu tekrar soruyor sen kaç yaşındasın, amca oğlum, ben taminen yüz yaşındayım.. Sen hiçmi hasta olmuyorsun. Evladım bizim buraları görüyorsun. Yolumuz yok, burada evimizin dışında devletin yatırımıyla ilgi bir şey görebiliyormusun. Tabiî ki hayır. Bizler kendi hastamızı, kendimiz tedavi etmekteyiz. İhtiyaçlarımızı yani evin geçimini biz kendi kendimiz tedarik ediyoruz. Şu ana kadarda öyle devam etti.
    Bu gün bu bilgi çağındayız, bunu gibi ülkemin insanları doğunun dağ köylerinde vardır. Hükümet ne kadar yol yaptık desede, köylere evet yapmıştır, ama hala yolu , suyu ve elektiriği olmuyan köyler ve mezralar vardır,
    Bizleri idare eden, idarecilerimiz Ankara da oturmakla, ve Ankara dan halka bakışıyla, bu ülke yönetilmez.
    İdareciler sözde, bizler halkın, hizmetcileriyiz. Eğer halkın hizmetcileriyseniz., Bir yıl ülkeyi, Erzurum dan, bir yıl kars’tan, bir yıl Sivas tan ,bir yıl Antalya dan ,bir yıl İzmir den, bir yıl Edirne den, bir yıl Samsun dan, idare edersen, ve orda hükümeti idare ettiğinde, halkın arasına katılırsan, oralarda davetsiz misafir gibi, bir gün önceden haber vermeden ,misafir olup o ailenin derdine bir çözüm ararsan, işte o zaman halkın, hizmetcileri, olursun. Yoksa lafla, gemi yürütemezsin. Şehirden, ova ya,dağa,ve mezralara inerek, halkın arasına katılarak, bu ülke insanını anlarsın ve derdine derman olursun. Yoksa gerisi boş laf.
    Evet tekrar konumuza gelmek istiyorum. 1915 olaylarıla ilgili, eğer Türk hükümeti olarak, dünyada bu olaylarda, Ermenileri destekliyen, ülkelere karşı tavrınızı kararlı bir şekilde ortaya koya bilmeniz için. Bu hususta iktidar ve muhalefet, biri biriyle itişmeyi ve kalkışmayı bir tarafa bırakıp, aklın yolu bir ,birlikte kararlı bir tavırlara bu tavır alan ülkelerin, karşısına kararlı bir şekilde çıkmalı.
    Eğer bu sorun ermeni ve türkiyenin sorunu ise, bu iki devlet bu sorunları kendi aralarında medeni bir şekilde çözmeli. Diğer devletlere ne oluyor. Onların hiçmi sömürgeleri olmadımı. Yani onların tarihi çokmu parlak, önce bir kendilerini eleştirmeli, ondan sonra ,gelip türkiyeyi eleştirsinler. Onlar Türkiye cumhuriyeti Devleti olarak ,gerekli dersi vermemiz lazım, yok sa her nisanın yirmi dördünde bu konuyu pişirip, pişirip önümüze getirirler,
    Allah yardımcımız olsun. Buda benim bir vatandaş olarak, düşüncemi siz kıymetli doslarımla paylaştım. Benim bu yazımı sabırla okuduğunuz için , sevgi ve saygılarımı sunuyorum.Allaha amanet olun. Türkiyem büyük bir devletir, en azından bunu bilmemiz lazım. Yeter birlikte olalım, bir birimizle eften püften gerekzis sebeplerle, didişip kalkışmıyalım. Bir olalım, diri olalım, büyük olalım.Sizler seviyorum(.Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar! M. Kemal Atatürk)
  • Kubilay AK / 5 Nisan 2010 22:16

    Hukuk herkez için vardır;

    Bir ülkenin bir bayrağı, bir istiklal marşı, birde içinde yaşıyan insanların hak ve adaletini koruyan bir tarafsız yargısı vardır. Eğer o ülkede kişinin makam ve rütbesine göre karar verirse, orada adlet aranmaz. şu an hukukçular içinde bir çatışma ve bir ayrımcılık var. Bir gurup hakkaniyetle hukukun işletmesini istemekte, diğeri ise makamı ve rütbesi büyük olan insanların yanında yer almak istemektedir. HASK diye bir kurum zatan, gizlemeye gerek yok, kendi düşüncesine göre hakim savcı atanmaktadır. İstediği gibi bir savcının işine son verip, hayatını karatmadadır. Malesef ülkemizde hukukumuz kamu oyunda tartışılacak duruma gelmiştir. Allah garibana yardım etsin bu gafillerede hidayet versin işimiz zor. Saygılarımla.
  • Musa KOR / 14 Mart 2010 12:13

    MUHTARIN FERYADI;


    Ne olacak,bu muhtarların hali.Sayın baştaki,ülkemizi idare eden,muhterem ilgili makamın koltuklarında zaptu rap altına alan,dokunmazlık zırhrına bülünmüş idarecilerimiz.Bizler kıymetli oylarımızla,sizleri meclise niçin göderdik,halkımızın sorunlarına çare bulmak için,ülkeyi her yönü ile,kalkındırmış ve mamur hale getirmiş,insanları mutlu ve huzurlu,hepsine aş ve iş bulmak için ,gece gündüz demeden,halk ve ülkesi için çalışın diye sizleri,biz değerli oylarımızla,köyümüzde,ilçemizde ve ilimizde,oylarımızla sizleri destekledik,ve sizleri meclise gönderdik.


    BİR MUHTARIN FERYADI...NE OLACAK BU MUHTARLARIN HALİ...

    Şenay Çobanoğlu!


    "Ne olacak,bu muhtarların hali.Sayın baştaki,ülkemizi idare eden,muhterem ilgili makamın koltuklarında zaptu rap altına alan,dokunmazlık zırhrına bülünmüş idarecilerimiz.Bizler kıymetli oylarımızla,sizleri meclise niçin göderdik,halkımızın sorunlarına çare bulmak için,ülkeyi her yönü ile,kalkındırmış ve mamur hale getirmiş,insanları mutlu ve huzurlu,hepsine aş ve iş bulmak için ,gece gündüz demeden,halk ve ülkesi için çalışın diye sizleri,biz değerli oylarımızla,köyümüzde,ilçemizde ve ilimizde,oylarımızla sizleri destekledik,ve sizleri meclise gönderdik.
    Ama sizler mecliste ne yapıyorsunuz.Kişisel meselenizin kavgasını ,meclise taşıyıp, 70 milyon ülke insanın gözönününde,devlet adamlığına yakışmıyan,milletvekillik sıfatına yakışmıyan,durumlarda meclis çatısı altında,nehoş olmıyan manzaralar sergilemektesiniz.Bizler bu görüntüleri izlerken,çok üzülüyoruz.
    Bütün aile olarak,baba sakin kafayla işe gidemiyor,çocuk okulda yeterince öğretmenini dinliyemiyor,anne kendisinde yerattığı güvnsiliğin içinde ev işleriyle ilgilenemiyor.Sanırım bu meclisteki olumsuz hava,tüm halkımız tarafından,yarına güvenle değil karamsarla bakmakta.Yeter! yeter! allahaşkına bu ülke için yararlı bir şeyler yapmaya çalışın.
    Siyasi polniğinizi ,idolonojinizi düşüncenizi bir tafa bırakarak.Bu gün Çanakale,dumlupınarda,sakaryada hiçbir idoloji,mezhep,ırk,inaç,renk,dil ve niçe düşüncelerin olduğu bir ülkede,bir bayrak bir vatan için ,bu düncelerimizi hoş görüyle bakarak,bir vucut olduk,yedi düveyle karşı savaştık,bu ülke için hepimizin dedelerinden bu birisi bu vatan için şehit olduklarını gördük,Çanakale açık hava müzesi,bu tarihi vakalar bu halkın isterse buütün egolarını bir tarafa bırakıp,bu ülkenin düşmanları karşısında bir araya gelip,tek vucut olacağını biliyor.Bu ülke insanlarının arasına tefrika çırarıp,onları bölük pörçük edip yok olmaları için çalışan dış güçler,bu hakı birliğini ve dirliğini bölemezler,bölmek için uğraşsalarda ,bu halk bölünmesi için onlara müsaade etmiyecek.Biz işte böyle bir milettiz.
    Türkümüzle,kürdümüzle,lazımızla alevimizle ve gürcümüzle biriz birlikte yaşamayı seviyoruz.her kusurumuzla hoşgörülüyüz.Kısacası her olumsuzluklara durumundada olsa,bizler biribirimizi seviyoruz.Seçilmiş idarecilerimde bu tabandaki bu kaynaşmayı,bu birlik ve dirliği meclise taşımalarını istemekteyiz.Yeter meclis çatısı altında,halkın göz önünde didişip ve itişiyorsunuz.Bunlar güzel görünümler değildir,halk kendisi ve ülkesi hakkında,iyi karalar ve kanunlar çıkarmanızı bekliyor. Hala dikta ve darbe rejimlerin anayasasıyla idare ediliyoruz.Önce ülkemize ve ülke insanlarımıza layik bir anayasasını bütün halkımızın irtifakiyle ortaya koymamız lazım.Bugün medeni ülkeler kendi ülkesini daha kalkındırmış ve mürefeh bir duruma çalışırken,bizlerin konumumuza bakın,dış ülkeler her konumumuzu tartışmaya başladı.
    Önce bir ülke kendi ayağını yere sağlam,basmalı.Kendisine güvenmeli,ülkesinin insanlarıyla,birlik ve dirlik içinde olmalı.Bugünkü ülkemizin manzarası dışarıda hiç güzel görünmüyor.Allahaşkına bu kadar dış geziye çıkıyorsunuz,ikdidardaki idarecilerimiz,muhalefeteki milletvekillerimiz ve diğer kurumların başındaki idarecilerimiz,bir bakmak zahmetinde bulunmazmısınız, diğer ülkelerin,seçilmiş kişilerine,muhalefetki milletvekerine ve kurumların başındaki idarecilerine, kendi ülke insanları için,onların refahı için sabah,akşam demeden,gece,gündüz çalışmakta,ülkelerini,her yönü ile çağdaş ve refah seviyesini yükseltmek için, gece gündüz demeden çalışırken.Bize ne oluyorki ,ülkeyi kargaşalı ve kaoslu duruma getirip,halkı gergin ortamlara sürüklüyoruz..
    Halk bu didişmenizden bıktı,televizyon karşısına bu görüntülerinizi izlememek için,televizyon öne gememektedir.Halk kurumların biribiriye didişip,itişmesini,istemiyor.Sizler ne kadar , ülkemizin kurumlarıyle,güzel bir şekilde çalışmaktayız desenizde bu halkımıza inandırıcı gelmemektedir,halk çünkü televizyonda gözlerinin önünde sergilediğiniz manzaraları görmekdedir.Lütfen bu birlik ve dirlik bir araya gelen manzaranızı, halkımıza çok görmeyin,önemli günlerde,yabancı devlet başkanlarına verilen davetlerde, cumhurbaşkanımız,
    başbakanımız,muhalefet liderleri,genel kurmayımız ve diğer devlet kurum büyüklerimizi,bir arada görmek istiyoruz.
    Bu kurumlar enerjilerini,güzel birikimlerini,bu ülkenin insanlarının refahı için ve ülkemizi her yönüyle çağdaş ve medeniyet seviyelerinin yüksek olan güçlü devletler sıralarına çıkarmasını istemektedir.Bizler ülkemizi ,ülkeyi idare eden tüm kurumlarımızı seviyoruz.Bu ülkeye sahip çıkmalıyız,bu ülke hüriyettini ,bağımsızlığını kolay kolay kazanmadı.
    Bugün Çanakale'deki şehitleri ve diğer savaşlarda bir sürü babayiğtler,nine hatunlar,aksakallı nur yüzlü dedelerimizi şehit verdik.Ben yine,bu durumuylada ülkemi ve ülke insanlarımı seviyorum,önlerinde saygıyla eğilıyorum.Saygılarımı sunuyorum.
    Bizimkiler 53000 bin nüfusa sahip olan,devletin halkıyla ilk buluştuğu yer, halkın ilk sorununu götüreceği ve derdine çözüm arayacağı,devletin en küçük kurumu olan muhtarlıklarımız.
    1924 yılında bu kurumlar nasıl kuruldu,ne gibi yetki ve selehiyetler verildi,şimdi ise ne yazıkki,bütün selehiyetleri ellerinden alımış,işlevsiz,ekonomi şartları ağırlaştırılmış,kapanacak duruma getirilmiştir.Muhtara kimse saygı göstermemekte,verdiği evraka güvenilmemektede,komik bir kurum durumuna düşürülmemektedir.
    Bu ayıp devleti idare edenlere aittir,çünkü bu devletin ilk halka açılan bir kurumuydu.Halk yukardaki seçilmiş ve atanmış kişilere kavuşamıyor. O muhtarını kendine daha yakın buluyordu,derdini muhtarına daha rahat bir şekilde aktarabiliyordu.Gidecek bir yeri olmadığı zaman,ona koşar,ondan yardım almaktaydı.(akşam vaktiydi ,muhtarlık ofisimi kapatmak üzereyken, bir hanımefendi ağlıyarak muhtalığa ofisime doğru geliyordu,ağlıyarak muhtarım,bir mahzuratım var,sizlerle görüşmek istiyorum,buyurun dedim,tekrar muhtarlık kapısını açtım,içeriye girdik.Muhtarım sen benim büyüğümsün, sende beni bir kızın gibi dinlermisin.Tabi dedim,baş üstüne,bizler sizin için burada hizmet etmekteyiz.Benim dedi bir gideceğim yerim yok,ailemde beni istemiyor,kocam bu etti kaç yıldır bana çok ağır hakarette bulunmakta, bana çok şiddet uygulamaktadır,bende dayanamadım evi terk ettim, şimdi gidecek bir yerim yok,ne yapayım,bende sizleri kendime yakın buldum,muhtarlığa koştum, iyiki kapatmadan sizlere ulaştım.Lafı fazla uzatmıyayım, Bağlı bulunduğumuz, karakolu aradım, durumu izah ettim,Ordaki baş komser,muhtarım bizim yapacak bir durumuz yok,dedi ve telefono kapattı.
    Belediyeyi açtım,o an ordaki danışmana durumu izah ettim,ondanda olumsuz cevap aldım.Baktım hanımefendi benim bu çırpınışımdan,bir şey çıkmadığını,anlayınca, Muhtarım bana bir yol paramı karşılarsan,bu yakın, köyde benim bir akrabam var,ona gideyim dedi.Tabi o hanımefendiyle,o köye nereden araba kalkıyor,sorduk soruşturdu,o köye gidece dolmuşlara bindirdim,onu yolcu ettikten sonra,evime gelebildim.)
    Bunun gibi nice örneklerle,karşı karşıya kalıyoruz.Bazende altından kalkamadığımız,sorunlarla karşı karşa kalmaktayız.Halk devletin sıcaklığını yanında,hisetmek istiyor.Devletin en küçük birimide olsun,kendine yakın olduğunu hissettiği zaman mutlu oluyor.Çünkü o yanındaki devletin en küçük kurumu muhtarlık bile olsa,biliyorki telefonu 24 saat açık,evinin kapısından gece,gündüz demeden, gideceği bir devletinin,mahalleyi idare eden muhtarı var yanı başında.

    Sizler ne yapıyorsunuz, bu devletin kurumlarını, işlevsiz,elini kolunu bağlayıp,yetkilerini almış,postacının,tebligatını veremediği,mektuplarının bekçisi kıldınız.
    Kendi haline terk ettiniz.Bu bilgi çağında,onları bu sistemle buluşturmadığınız halde,imkanlarını kısıtladınız,kendi haline terk ettiniz.Bu gün,bu kurumlar,ülkemizin temel taşlarını,teşkil etmektedirler.Ülkemiz her noktasında,devletin kurumları olarak,onları görürsünüz.Onların evine misafir olursunuz,onların bilgi ışığında çalışmanızı sürdürürsünüz.
    Hemen hemen ülkenin her yerinde,onlar 24 saat aileleriyle birlikte nöbet tuttuklarını görürsünüz.Devletimiz bu kurumlara 330 TL ödenek göderirler,bu ödenekle, bağkur ve diğer ihtiyaçlarını giderirler.Dokunmazlığı yok,devlet memurunun en yüksek derecesinden maaş almazlar.Kendi hakkında çıkacak,bir kanun dahi olsa,kendilerine sorulmuyor.Kendilerine ve kurumlarına değer verilmiyerek,onlarla ilgili sorunları,basitten alarak,ilgilenmemektedirler.

    Seçimler yaklaştığı zaman,meclis konuşmalarında,muhtarlarla ilgi,bir çok milletvekili konuşma yapmaktadır.Seçildiklerinde tekrar,muhtarlık sorunlarımızı rafa kaldırp,diğer seçim zamanına kadar dokunmazlar.Bugün bir dükkana,misafir oldum.Dükkan sahibiyle,misafirin arasındaki konuşmaya istemiyerek,kulak verdim.Misafiri dükkan sahibine diyor ki,Ahmet abi,ben bir değirmen kuracağım.Devlet kurumlarıyla görüştüm.Bu değirmen fabrikasını kur.Mesrafın yarısını biz devlet olarak,hibe şeklinde ödüyeceğiz.Ben gerekli bilancoyu hazırladım,600,000 TL tutmakta.Hemen başlamak istiyorum.Bu olaylar suyun üzerinde görünen bir kısmı.
    Devlet halka geldiğinde ,kiriz var diyor,sanayıcısine geldiğinde bol kepçeden dağıtıyor.Kontrolsuz ve teminatsız.Zaten verdiği kredi hibe.Ben o şahısı görünce,bu ülkeye gece gündüz demeden,çalışan,insanlar neden hakkını alamıyor,diğer yanda,başkaları hiç çalışmadan,birden tiriliyon sahibi olmakta.Bu adaletli bir iş değildi.Bu ülkeye yazık,bu ülke insanlarına yazık.Bu devletin 53 000 bin kurumu olan muhtarlıkların,haklarının iyileştirmesini istiyoruz.Bugün iktidarda olan ,milletvekillerinin,mecliste muhtarlarla ilgili konuşmalarının arkasında olmalarını diler,saygılarımı hürmetlerimi sunuyorum..

    /// /// ///

    Sayın meslektaşlarım,Milletvekileri,İl ve Belediye Encümeni ayrıca muhtarlar halkımızın tevecüh oylarıyla seçilmişlerdir.Tabi devletimiz,bu seçilen kişilere maalesef adaletli olarak yaklaşmamıştır.
    Milletvekili en yüksek devlet memurunun maaşının seviyesinden devletten maaş almaktadır.Sosyal güvenlik pirimlerini devlet tarafından ödemektedir.Milletvekillerine mecliste birer çalışma odası ve sekreteri mevcut.Bütün kırtsıye,halkla iletişimini sağlamak için telefon ve benzeri iletişim araçları bedava.Çalışma odasının elektirik,su ve kira sorunu yok.Muhtarlık kurumu ise, ülkemizde yurttaşlarımızın devlete ilk karşılaştıkları kurumdur.
    Mahalle ve köyler,yerel yönetimlerin ilk basamağıdır.Ülkemizde 35,148’i köy,17,805’i mahalle muhtarı olmak üzere,toplam 52,953 muhtarlık bulunmaktadır.Muhtarlarlarımız,köy ve mahallerde yaşayan yurttaşlarımızın ortak sorunlarına çözüm bulmak amacıyla,çaba sarf etmektedir.
    Muhtarlık binalarının elektirik,su ve kirasını muhtarlarımız kendi ceplerinden ödemektedir.340 TL ödenek alan muhtarlarımız aldıkları bu ücret.
    Açlık sınırının bile altındadır; muhtarlarımız aldığı bu ödenekle kendi Bağ-Kur pirimini bile ödemeye yetmemektedir. Aldığı bu. komik bir ücretle gerçekten güç şartlar altında çalışarak,bulunduğumuz mahalle sakinlerine hizmetmet vermekteyiz.
    Bizler seçilirken hiçbir partinin ve siyasi görüşün uzantısı olmadık.Halka tarafsızlığımızı ortaya koyarak,bütün halkı kucakladık.Halkımıza ve mahallemize ne yapabiliriz diye onların tevecühlerine layık olmak için oylarına talip olduk.
    Yanlız bu meslek 1924 yılında kurulduğunda büyük yetkileri olduğu gibi sorumluluklarıda vardı.. Gelen yönetimler bu makamların yetkisini almış ama sorumlulukları öylece bırakmıştır.Gelen hükümetler maalesef devletin bu kurumun sorunlarına eğilmemiştir.Bir müesese düşününki bir çok sorumluluk yüklenmiş, ama bu sorumlukları yerine getirmek için, bir yer gösterilmemiştir.Kullandığı kırtasiyeyi karşılıyamamış,halkla iltişimini sağlamak için bir telefon tahsis etmemiştir.
    Söyleyin allahaşkına vermeden almak allaha mahsustur. Bu kurumu nasıl ayakta tutabilisiniz.Devletin temel taşlarını teşkil eden bu müesseseler kendi başlarına terk edilmiş bulunmaktadır.Bu müesseselerin yaptığı işleri,devlet bir kurumuyla yürütememiştir..Bu muhtarlıkları ayakta durabilmeleri için,bazı belgelerin onayını elinden almış.Bunun yanında, P.T.T ‘nin ulaşamadığı,itiraz edip alamadığı ve kapalı olup veremediği tebligatlar, mahkeme evrakları ve trafık cezalarını muhtarlara verilmesini uygun bulmuştur.
    Muhtarlıkların aldığı bu tebligatlar,vatandaşların alınmasında büyük sıkıntılar,yaşamaktadır. vatandaşlarla münakaşalar içine girmekteyiz.Neden benim evrakımı alıyorsun,ben burada oturmuyorum,adresim burası olmadığı halde neden bu evrakı alıyorsun.Bundan sonlara almıyacaksın,tehditler ve el dalaşmaları olmaktadır.
    Vatandaş ağlıyarak muhtarlığa gelmektedir.Benim gidecek yerim yok.Ben fakirim bana yardım et.Kocam beni evden atmış çocuğumla birlikte dışarıda kaldım bir barınağa koy, iyaşemi temin et..Elektirik,su faturamı ödeyemiyorum,bana para yardımı yap.Buna benzer nice olaylarla karşılamaktayız.Bu sorunları bulunduğumuz ilin ilgili mercilerine ilettiğimizde,ben neyapayım,elimizden bir şey gelmiyor.Yani halk kendisine en yakın devlet birimi olarak muhtarlığı görmektedir.Derdini ve sevincini onunla paylaşmaktadır.Çünkü devletin diğer birimlerine ulaşmamaktadır, çünkü bu birimler ona çok uzak.Çünkü biliyor muhtarlık kendi oturduğu mühide yakın,gece ,gündüz gitsem hep açık.Yürüyek oraya gidip işlerimi hallederim düşüncesinde.
    Muhtarı kendisine samimi hisediyor.Ona bir güven vermektedir.Ne şartlar altında çalımamızı ancak bizler biliriz.İlgililerden istirhamım lütfen gecikmeden.bu kurumun durumlarıyla ilgilenmelerini istiyoruz.
    Bu yüzden tüm meslek arkadaşlarımdan ricam.Bu kurumun sorunlarını bütün devlet büyüklerine iletmek için, telefonla, imel atarak bu şikayetimizi bildirelim.Hepinize sevgi ve sayglarımı sunuyorum.Allaha amanet olun.Bu mücadeleye birlikte devam…devam..devam."

    Şenay Çobanoğlu

  • rukiye can / 7 Mart 2010 21:41

    sn.aydınnnnnn bey

    düşünerek konuşun
    sizin herşeyi bekelmeyin dediğiniz bu devlete köylerde yaşayanlarda vergi ödüyorlar,biliyormusunuz.Tüm haklardan faydalanmak onlarında hakkı unutmayınki sizin yorum yaptığınız köylü ATATÜRK'ÜN de dediği gibi bu vatana yeni efendiler yetiştiriyor.O efendiler de tüm haklardan faydalanmalıdır.
  • Ferhat KULU / 5 Mart 2010 21:28

    KURUMLAR ARASINDAN,ADALETSİLİĞİ KALDIRIN;

    Bu gün türkiyemizin en ucra köşesinde canla başla çalışan,can güvenliği olmıyan,tüm harcamalarını kendi cebinden karşılıyan,cefekar elliüçbin muhtarımız,devletimizin en küçük kurumu ama,üslendiği sorumluk anlayışı büyük olan,muhtarlık kurumlarından bahsetmek istiyorum.Hükümetin bu devlet kurumları arasındaki,bu eşitsizli kaldırmaları lazım.Her gelen hükümetler,bu kurumların yetkilerini kısmış,ama bunun yanında bu kurumların sorumluluklarını artırmıştır.Komik bir ücret karşılığında bu kurumlar ,çalışmaktadır.Bu yüzden,elliüçbin muhtar olarak ilgililere sesleniyoruz.Ne olur bu demokrasi açılımı adına,elimizden aldığınız,yetkileri,tekrar geri verilmesi,ayrıca bizlere bu işleri yürütecek bir yer sağlanmasını,büro harcamalarımızı diğer devletin kurumları gibi.karşılanması,ve ekonomik durumumuzun iyileştirmesini,talep etmekteyiz.Neolur sesimizi duyun,bizlere acıyın.Saygılarımla.
  • Ahmet / 24 Şubat 2010 14:03

    Teşekkür mesajıdır.

    Sayın Muhtar ,Şenay Çobanoğlu'na gerçekten tüm muhtarlar adına içten teşekkür ediyorum.Bu muhtarlık kurumun durumunu öyle güzel anlatmışki,ağzına ve kalemine sağlık.Kendisini kutluyorum.
  • Şenay ÇOBANOĞLU / 22 Şubat 2010 22:25

    MUHTARIN FERYADI;




    Muhtarın Feryadı
    20 ?ubat 2010, 00:15 admin

    Başbakanın 2008/8 genelgesiyle zor durumda kaldıklarını belirten Muhtar Şenay Çobanoğlu, 330 TL olan maaşlarının yükseltilmesini ve sosyal haklardan yararlanmak istediklerini söyledi


    Başbakan’ın 2008/8 genelgesi yürürlüğe girdiğinden itibaren muhtarlar tepki gösteriyor. Genelgeyle birlikte yetkilerinin ellerinden alındığını, fakat 200’e yakın sorumluluğun kendilerine yüklendiğini belirten muhtarlar sosyal açıdan iyileştirme bekliyor. Muhtarlar genelge ile ikametgâh belgesi ve bazı belgelerin artık kamu kuruluşlarınca Kimlik Paylaşım Sistemi (KPS) ile verileceği ve muhtarların artık hiçbir görevi kalmadığı yönündeki haberlerden son derece rahatsız. Nüfus cüzdanı örneği, ikametgah gibi vatandaşın ihtiyaç duyduğu evrakların artık kurumlar tarafından verilmesinden şikayetçi olmadıklarını belirten muhtarlar, ancak muhtar maaşlarının asgari seviyeye çekilmesini, kendilerine yer verilmesini ve giderler konusunda yardımcı olunmasını istiyor. Musalla Mahallesi Muhtarı Şenay Çobanoğlu, 330 TL muhtarlık maaşı verilmesine karşın mühür yetkisinin alınmasının kendilerini zor durumda bıraktığını söyledi.
    “MASRAFLARIMIZI KARŞILAMAKTA ZORLANIYORUZ”
    “Almış oldukları 330 TL ödeneğin en düşük Bağ-Kur primi olan 300 TL’yi bile zor karşılamaktadır” diyen Çobanoğlu, “Muhtarlarımız büro, kırtasiye, telefon, su, kira, internet ve elektrik masraflarını bu ödenek ve Valilikçe açıklanan yıllık mühür ücretlerinden karşılamak zorundadırlar. Ancak genelgeyle muhtarların mühür ücreti karşılığı verdiği belgeler elinden alınarak, ilgili kurumlara verilmesiyle masraflarımızı kendimiz karşılıyoruz” dedi. Muhtarların yetki ve sorumluluk yasasının günün koşullarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini aktaran Çobanoğlu, muhtara verilmeyen değerin halka verilmemiş sayılacağını kaydetti. Çobanoğlu, 1970 yılından itibaren kanun ve kararnamelerle muhtarlara 200’e yakın görev verildiğini aktararak şöyle konuştu: “Mahallede asayişin sağlanmasında karakola, tebligatların yapılmasında postacıya, tahsilâtta vergi memuruna, yoksul, yaşlı ve kimsesizlere yardım yapılmasında Valilik ve Kaymakamlıklara, seçimlerde seçim kurullarına yardımcı olmak, mahallede meydana gelen yeraltı ve yerüstü arızaları takip etmek ve ilgili yerlere bilgi vermek gibi 200’e yakın görevi vardır. Muhtarlık kurumu yerel yönetimlerin temel birimini oluşturmasına karşın, bu güne kadar yapılan yanlışlıklar sonucu zorluklar yaşamaktadır.”
    “DİĞER SEÇİLMİŞLERE VERİLEN HAKLAR BİZE DE VERİLSİN”
    Hiç bir muhtarın kendisini seçen kişilerle mühür ücreti vesaire para konusunda karşı karşıya gelmeyi istemeyeceğine dikkat çeken Çobanoğlu, ancak muhtarlık maaşının yükseltilmesini ve diğer seçilmiş kişiler gibi devletin tanıdığı haklarından yararlanmak istediklerini bildirdi. “Ellimizden mühür yetkisi alındı fakat sorumlulukta memurla aynı seviyedeyiz” diyen Çobanoğlu, “Muhtarlar olarak üstlenmiş olduğumuz sorumluluklar, çok büyüktür. Gece gündüz demeden çalışmaktayız. Bunu karşılık maaşlarımız asgari ücretin altında. Memurlar gibi sosyal haklarımız yok. Ama iş sorumluluğa geldiğinden memurla aynı seviyedeyiz. Bu bakımdan muhtarla ilgili kanun teklifinde bu hususlar göz önünde alınmalıdır” diye konuştu.
    HASAN AYHAN

  • kazım aydın / 20 Ocak 2010 21:01

    MUHTARIM HAKLI

    merhaba sayın muhtarım
    seyfettin sucu sizin bu mücadelenzi
    canı gönülden destekliyorum ve siz devletin vatandşına yurdun her yerinde verdiği hakkı arıyorsunuz mahalle sakinlerinin çocukları askere nasıl isteniyorsa kanuni olarak okul döneminde de devletin verdiği hakları alması gerekiyor BAZI kendini bilmezler orası gerze bilmem ne diyor kendisi orada yaşasa ilk sizin yanınıza gelen veli sizi eleştiren o kişi olurdu inanın
    sizi tebrik ediyor başarılar diliyorum kazım aydın bolalı köylü arkadaşın
  • DAHA NEKADAR SÜRECEK / 17 Ocak 2010 16:15

    NE ZAMAN BİTECEK BU ÇİLE

    Yıllardır çözümlenmemiş bir sorun nezaman sonuçlanır merak konusu iki tane küçük kız çocuğu nasıl olur da yürütülür bu nasıl vijdan yetkili kişiler le defalarca görüşülmesine rağmen neden çözülmez ki bu sorun devlet bu sistemi kurarken yada bu işin ihalesı yapılırken o çocuklar dünyada yokmuydu yenı mı doğdular yada sayın müdürlerımızın lıstesın de kayıtlı değillermiydi de iki küçük kız çocuğu yaya bırakıldı ben vijdan sahıbı anne ve babaların yorumlarını yazmalarını beklıyorum bu çocuklar hepimizin olabılır
  • gokhan belovacıklı / 16 Ocak 2010 12:33

    muhtarımız sonuna kadar haklı

    bu sadece bugun gecerlı olan bırsey degıl zamanından berı abdaloglu acısu sazak gıbı yukarı koylerımızın basındakı sıkıntıdır bu servıs olayı kısın gıdılmez dıye kımse yaklasmaz yaklasınında agzı yandımı kacar bu ısten. sayın muhtarımızın feryadı ılk degıl sonda olmayacak bu soruna bıle muhalefet gozuyle bakıp yapılan acıklamalara karsı cıkan arkadaslara dıyecek bırsey bulamıyorum kısaca sunu dıyebılırımkı ONLARINDA EN KUCUK BI SOGUKTA SIZIN HUSUSI ARACLARINIZLA OKULLARININ KAPILARINA BIRAKTIGINIZ COCUKLARINIZ KADAR OKUMAYA HAKKI VAR ALLAHTAN KORKUN BUNA BARI KARSIT OLMAYIN...
  • MUHTAR HAKLI / 12 Ocak 2010 21:51

    AYDIN BEYE CEVAP

    AYDIN BEY NE GÜZEL YAZILIYOR DEĞİLMİ SICAK BIR ORTAMDA ÇAYI DA YUDUMLARKEN SIZIN ÇOCUĞUNUZ ŞEHRIN MERKEZIN DE KAPIYA KADAR SERVISLE GELIRKEN O ÇOCUKLAR KURULMUŞ OLAN BIR DÜZEN SISTEM VAR SÖZDE TAŞIMALI SİSTEM VAR DEĞİLMİ BU SİSTEM HERKEZE VARDA O ÇOCUKLARA NEDEN YILLARDIR YOK ANLAM VEREMEDIK DOĞRUSU NEDEN O ÇOCUKLAR YAĞMURDA KARDA SOĞUKTA YÜRÜMEK ZORUNDALAR HIÇ ANLAM VEREMIYORUM O YOLDA BAŞLARINA BİR ŞEY GELSE SORUMLUSU KİM OLACAK O DA MERAK KONUSU... AYRICA BİZİM İNSANIMIZIN ELI TAŞIN ALTIN DAN HİÇ ÇIKMADI Kİ SİZ HALEN NEDEN BAHSEDIYORSUNUZ BU SÖYLEDIĞİNİZİ SİZ NE KADARINI UYGULUYORSUNUZ
    --------------------------------------------------
    Editörün Notu:

    Lütfen yorumlarınızı küçük harflerle yazmaya özen gösteriniz.

    Saygılarla,
  • aydın / 11 Ocak 2010 23:49

    eleştirilere cevap

    değerli arkadaşlar sn muhtarım çok iyi biliyor ki toplu taşımanın yasalara göre taşıma yapılmaktadr.bu sanırım uzun yıllar böyle ve ilk mağdur olanlar bu köy değil,ben asla kendimi öğmek veya sn muhtarıda olumsuz yönde eleştirmek istememiştim,bunun herkes için geçerli olduğunu düşünüyorum uzun yıllar gerze de yaşamıyorum öyle sanıyorum ki herşey daha kötüye gidiyor..gerzeli asla böyle konulara tenezül etmez ,eğer böyle bir hakkı varsada söke söke alır..ve yanında da bizi bulur..allaha emanet olunuz
  • ahmet yılmaz / 11 Ocak 2010 22:14

    muhtar haklı

    diyarbakırın elektrigini ödeyen devlet in oraya servis göndermesi lazım ama ila ki gerze nin ismi vs .amed mi olması lazım muhtar haklı
  • .............HÜSEYİN BODUR...... / 11 Ocak 2010 20:12

    HELE BU HATAYI ; DOĞU DA VEYA GÜNEYDOĞUDA YAPSINLARDA GÖRELİM BAKALIM.....

    Değerli Muhtarıma tamamıyla katılşıyor ve hak veriyorum.Seyfettin SUCU yu yıllardır tanırım, hemde asker arkadaşımdır. Bir konuya inanmış ise o konunun halladilmemesi onu tıpkı benim gibi hasta eder.Eğer DEVLET imiz köy okullarını kaldırmış ise bir sebebi vardır, onun yerine bölge okulları kurulmuştur, kapanan köylerdrki talbeleri TAŞIMA SİSTEMİ kurarak okuyacağı okuka getirmek zorundadır.Zaten ilk öğretim hani üçretsizdi, müfretat daböyle yazar, o halde DEVLET gereğnğ yapacak veya yaptırtacakdır, yapmayanlar hakkında , lakayt kakınması durumunda ise ilgililer hakkında gerekli yasal işlemi derhal başlatmek zorundadır.Bu aksama ; GÜNEYDOĞU da veya DOĞUDA olsunda bir halledilmesinde siz görün ortalığı bir kere, bizde de bir muhtar derdini anlatıyor verilen cevaba bakın, kendisi 150 tl veriyormışda falan, filan paran varsa ver hatta milli eğitimede katkın olsun ama ya olmayanlar ve senin çoçuğun gibi şanslı olmayanlar ne yapsın 20 ,25 km her sabah yağmur, camur demeden yürüsünmü.?SİZİN CANINIZ CAN DA , BAŞKALARININ Kİ PATLICANMI...?Bırak partaval şeyler yazmayıda adam gibi adam olan muhrarımız, kardeşimiz, canımız gibi sevdiğimiz SAYFETTİN SUCU muhtara destek ver, ver ki sevaba gir...........................
  • gerzeli / 11 Ocak 2010 18:16

    aydın beye cevap

    bakın sız sehır ıcınde kendı keyfınıze ve cocugunuzun rahatlıgı ıcın o servısı tutmussunuz. devlet sızın bulundugunuz yere bır okul yaptırmıs. sızın rahatınız yerınde. artık koylerdekı okullar KAPATILDI. TOPLU TAŞIMA SİSTEMİNE GEÇİLDİ. bu cocuklar yuruyerek senın cocugun gıbı gıdemezler. her aileninde senin kadar bir durumu yoktur belkıde.. artı olarak senın verdıgın paradan daha fazla vermek zorundadırlar. bazı seylerı bencıl olmadan dusunun. dogudakı serefsızler cocuklarını gondermeden alıyorlar, bu sayın muhtarımızda hakkını ıstıyor. laf olsun dıye kendını ovmek ıcın yorum yapma buraya.
  • şaban / 11 Ocak 2010 11:39

    muhtar haklı

    aydın beyin yapmış olduğu yorum bence çok yanlış. çünkü devlet toplu taşımacık yapmaktadır ve o köyün yakınından da geçmektedir neden bu haktan bu çocuklar yararlanmasınki? yoksa bir ayrıcalıkmı söz konusu
  • aydın / 11 Ocak 2010 09:21

    sn muhtar

    malesef herşeyi devletten beklemek,üretmeyen,düşünmeyen,harcamayan..artık iflas etmiş basıt bir güneydoğu politikası..yakışıyormu gerze gibi biryerde bir muhtarın eğitim için böyle bir haberle ortaya çıkması..yazık şehir içinde bile servis tutan aileler ver kendi imkanlarıyla..ki doğrusu budur..bende bir veli olarak aylık 150 ytl vervis parsı veriyorum zorda gelse bu bizim asli görevimiz artık herşeyi devletten beklemek dönemi bitmiştir herkes taşın altına elini sokacak ve olaylara doğrudan katılmış olacak..









floating kodu