Leo HUBERMAN, 1966 senesinde can evinden yankılanan bir sesle bir olup şu paragrafı döktürmüştür birdenbire ;
“İşçiler daha da yoksullaştılar, çünkü tekelciler, işçilere üretkenliklerine eşit bir ücret ödemiyorlardı".
Hammadde üreticileri (örneğin çiftçiler), "tekelcilerin bazen ödedikleri düşük fiyatlar" yüzünden daha da yoksullaştılar. Tüketiciler, "tekelcilerin koydukları yüksek fiyatlar yüzünden" daha da yoksullaştılar. Öte yandan ise hisse senedi sahipleri, "tekelcilerin bu yolla elde ettikleri, gereğinden fazla yüksek karlardan" dolayı, daha da zengin oldular...
Gariptir değil mi? Yıllar geçmiş, insanlar daha çağdaş, daha modern bir dünyaya adım atmış, kim bilir belki de eğitim düzeyleri eskiye oranla kat be kat gelişmiş olmasına rağmen, hala ve hala “açlık, yoksulluk ve sefalet” ile mücadele etmeye devam etmişlerdir, bir ömür boyu!..
Peki bu durum mübah mıdır her insana? Her insan kendi emeği karşılığında kazanmayı kendine hak ilan ettiği takdirde yanlış mı yapmaktadır ? Suçlu mu olmaktadır?
“Emperyalizm savaşa yol açar. Ne yazık ki, savaş da hiçbir şeyi kesin olarak çözemez. Artık bir masa çevresinde çözümlenemez hale gelen düşmanlıklar, şimdi pazarlık, güçlü patlayıcılar, atom bombaları, sakat insanlar ve parçalanmış cesetlerle yapılıyor diye ortadan kalkmaz..” demektedir Huberman.
Aslında sermaye ve emek arasında “uyum” diye bir şey hiçbir zaman olmamıştır ve olmayacaktır da… Peki ya hep dilimizden düşürmediğimiz “kar” nereden gelmektedir?
“Bu sorunun karşılığını, metaların değişim sürecinde değil, üretim sürecinde buluruz. İşçiler hammaddeyi mamul nesne haline dönüştürmekle yeni bir servet varetmişler, yeni bir değer yaratmışlardır. İşçiye ücret olarak ödenen ile işçinin hammaddeye kattığı değer arasındaki farkı, işveren kendisine alıkoyar. İşte kar da buradan gelir. İşçi kendisini bir işverene kiraladığı zaman, ona ürettiği şeyi değil, üretme gücünü satar” demektedir yeniden Huberman aynı sene yazdığı kitabında… Tabii bu kitap da ülkemizde sakıncalı bulunarak toplatılan kitaplar listesinde baş köşelerdedir..
Haydi devam edelim Huberman’ın o güzel mi güzel, aydınlık mı aydınlık cümleleri ile, ne dersiniz..? Çünkü bu cümleler günümüzde hala gerçektir! Uzun süre de gerçek olmaya devam edecektir, ne yazık ki..;
“Eğer üretim süreci sonunda, para miktarı, başlangıçtaki para miktarından fazla değilse, kar yok demektir ve kapitalist üretimi durdurur. Kapitalist üretim, halkın gereksinmesi ile başlayıp bitmez. Para ile başlar ve para ile biter. Şimdi karları arttırmanın yolu, işçilere, gittikçe daha fazla metayı, gittikçe artan bir hızla, gittikçe azalan bir maliyetle ürettirmektir. İyi bir fikir ama bunu nasıl yapmalı? Makineler ve bilimsel yönetim –yanıt buydu ve budur. Daha büyük bir işbölümü. Yığın üretimi. [İşi] hızlandırma. Fabrikada daha fazla verimlilik (!). Daha çok makine. Bir işçiye, daha önce, beş işçinin, on işçinin, onsekiz işçinin, yirmi yedi işçinin yaptığı kadar bir üretme gücü veren, motorlu makineler..”
Pek çok insanın gözlerindeki parıltıları görebiliyorum. Ya da belki de, bu yazdıklarımı hepimiz adımız gibi iyi biliyoruzdur. Ama asıl önemli olan bu yazılanların, her birimize teker teker unutturulmak istenmesidir, bir ömür boyu.
Tarih “gerçek” ve “doğruyu”, her zaman “güçlü” ve “zengin” karşısında yok etmiştir çünkü.
Yok etmiş ve üzerine de kahkahalarla gülmüştür..
Bir dahaki yazı da görüşmek dileğiyle…