Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Muharrem Bayraktar

GÖZLEM

Muharrem Bayraktar

28 Ocak 2010
font boyutu küçülsün büyüsün


Darbe düşmanlığı mı, ordu düşmanlığı mı?


Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ son konuşmasında Balyoz Planı adı altında ortaya atılan ve gerçekten “hakaret ve iftira “ boyutlarını da aşan” haberler karşısında sert bir açıklama yaptı.
‘’Vicdansızlara sesleniyorum’’ diye söze başlayan Org. Başbuğ, sesini yükseltti ve masaya vurarak “Allah Allah diye taarruz eden bir ordu nasıl olur da Allah’ın evi olan camiyi bombalar. Bu ordunun Mehmetçiği Allah Allah diye hücum ediyor. TSK’nın da sabrının bir sınırı var. Siz orduyu nasıl böyle itham edersiniz? Hiç mi vicdanınız yok” diye konuştu.
Başbuğ sonunda anladı galiba; “Evet paşam bunların vicdanı yok. Hem de hiç yok. Eğer bunu yeni anlamışsanız bu da ayrı bir mesele.”
Ordunun onurunun korunması ise başkalarının vicdani durumuna bırakılarak hiç yapılmaz.
Size vicdansızca saldırılıyorsa ve bunun bir saldırı olduğuna kani iseniz tedbirinizi aynı serlikte almak durumundasınız.
Bunlara karşı hiç öyle “Allah, Allah diyerek taarruz eden bir orduyuz”  demeye de gerek yok. Çünkü o cenahın çoğu “Vatikan! Vatikan, Papa! Papa!” diyerek saldırıya geçen bir fikir kaynağından beslendiler. Onların üstatları yazdıkları kitaplarda, risalelerde  “misyonerlerle, Hıristiyanlarla ittifak edin!” diye öğütlediği için sizin dilinizden anlamazlar. Onlar sizin “Allah!Allah!” diyerek saldırdığınız kesimlerle ittifak halindeler.
Bir de dost uyarısı: “Allah; Allah” lafzı sadece ordunun taarruzu esnasında kullanılacak bir kelam değildir. Allah lafzı kişinin; başbakan olsun, general olsun, çöpçü olsun hayatının her saniyesinde, her anında, her durum ve şart altında kullanılması gereken bir ifadedir.
Yani “Allah” kulun her zerresini kuşattığı gibi askerin de her zerresini kuşatmalıdır.
Sadece taarruz anını değil!
Gelelim diğer konulara:
1. Orduyu cuntacılıkla suçlayan medyanın bir özelliği dikkat çekiyor: Bu kesim ordunun sadece darbeci yönünü gündeme getirip orduyu demokrasiye ve hukuka saygılı, demokratik rejime ve siyasi iradeye bağlı bir hale getirmenin mücadelesini vermiyor. TSK içindeki en küçük hataları, eğitim anında meydana gelen kazaları, bir subayın aile hayatındaki yanlışları v.s anında manşete taşıyorlar ve “vurun kahpeye!” mantığıyla saldırıyorlar.
Konu demokrasiye ve hukuka  çağrı olsaydı sadece ordu içindeki antidemokratik yapılanmalara dikkat çekilir ve ordunun bütününü sahiplenilen bir taktik uygulanırdı.
Bir milyonu aşkın asker, subay ve personeli olan TSK içinde son bir yıldır adı şu veya  bu şekilde  basına “darbeci” olarak yansıyanların sayısı yüzü geçmiyor. Yani “saldırgan tarafın” gözlüğüyle bakılırsa ordunun yüzde 99.9’unun şu veya bu planla alakası yok.
O halde neden “bu ordu bu milletin ordusudur, bizim ordumuzdur, ancak şu şu olaylar orduyu yıpratıyor, biz bunun derdindeyiz” üslubu değil de “vurun vurabildiğiniz kadar!” ahlaksızlığıyla bütün ordu cuntacı ilan ediliyor.
Haydar Baş’ın deyimiyle “bu, şerefsizlik değil mi?”
2. Kendi askerine “aman konuşma, ses çıkarma, konuştukça siyasete müdahale ediyorsun” diyerek askerin en stratejik konularda daha doğrusu kendisini ilgilendiren konularda dahi konuşmasını istemeyen bu “şerefsizlere” bir hatırlatma:
 Daha iki gün önce Afganistan’daki NATO ve Amerikalı askerlerin komutanı General Stanley McChrystal, The Financial Times gazetesine yaptığı açılmada “Asker olarak yeterince savaştığımızı düşünüyorum. Bütün savaşlarda olduğu gibi burada da siyasi çözüm şart” dedi.
Yani bir Amerikan generali, Amerikan siyasetine açıkça müdahale etti! Açıkça Obama’ya “bırakalım bu Afganistan’ı” dedi.
Bu haberi veren “TSK karşıtı “basın” hiçbir eleştiride bulunmadı. Yani “bu şakirt basına” göre Amerikan subayları konuşmakta özgür Türk subayları konuşursa cuntacı!
( Amerika’nın desteklediği Türk gazetecilerin dosyasını bir sonraki yazımızda açalım)
3. Aslında ortada askere yapılan bir saldırı var görünüyorsa da bu saldırıların “hedef aldığı” bir başka yer daha var:
Bir kısım basına bir yerlerden sürekli servis yapılıyor. Ordu ile ilgili mektuplar, mailler, dvd’ler, dosyalar neredeyse bir hafta arayla “bir yerlerden” gönderiliyor. Bu bir yerler “her ne yerlerse!” her gün biraz daha dozu artırıyorlar. Her gün askerle ilgili olumsuz haber yapma misyonunu güzelce icra ediyorlar.
Bu aslında sadece orduya değil “AKP’ye de bir saldırıdır!”
Yapılan kamuoyu araştırmaları, ordu karşıtı haberler ve cunta senaryoları sonrasında  “hem ordunun kamuoyundaki güvenilirliğinin azaldığını, hem de AKP’nin ciddi oy kaybına uğradığını” ortaya koyuyor.
Ordu karşıtlığına soyunan medya ve onları kucaklayan bazı AKP’li siyasetçiler kendi siyasi sonlarını da getiriyor.
Kürt açılımı denilen hikaye de aslında “bu karşıtlığın” bir numunesi” olarak “asker beceremedi biz yaparız” diyerek ortaya atılan bir olaydır.
Ve bu proje bir Amerikan projesidir.
Ve bu proje Türkiye’de bir cemaat tarafından hararetle desteklenen bir projedir.
Cemaat mi siyaseti kullanıyor, siyaset mi cemaati kullanıyor bilemem ama bu işin sonu hiç de iyi değil.
4. İlker Başbuğ, diyor ki; “TSK’ya yürütülen karşı faaliyetlerde bize düşen görevler olduğu gibi devletimize de düşen görevler var.
Bir defa daha ifade ediyorum. Bu konulara ilişkin görüş düşünce ve tekliflerimiz Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz ediyorum, Sayın Başbakanımız da arz ettim.
Bu görüş düşünce ve tekliflerimizin sonuçlandırılmasını da takip edeceğim.”
Ordu karşıtı faaliyetler dur denilmesi noktasında Genelkurmay Başkanı, Başbakana ve Cumhurbaşkanına hangi düşünce ve teklifleri arz etti? Bu teklif ve düşünceler neden yürürlüğe konulmadı?
Daha net söyleyelim  “hangi siyasi şahinler başbakanı genelkurmayın önerilerini dikkate almama yönünde yönlendirdi.”
Bu şahinler acaba yukarıda anlattığım kumpasın neresinde?
4. Başbuğ,’un  “sabrımızın bir sınırı var” cümlesinden ne anlamalıyız?
Başka bir demokratik ülkede o ülkenin ordusuna karşı böyle hakaretler yapılsaydı o gazeteler çoktan yayın hayatından el çektirilirdi.
Askeri darbe ile değil hukukun darbesiyle.








Bu yazı 116 defa okundu.




yorumlayorum ekle




Yorumlar


  henüz yorum yok










floating kodu