Yıllar yılı halkımızı uzaktan kumandayla, demagojik kelime oyunlarıyla kandırmaya çalışan zihniyet mensupları yeni ortaklarıyla yeni buluşlar peşinde koşuyorlar.
Hem de ne koşuş… Sarıldıkları kavram: SİVİL DİKTA.
Demek ki artık deniz bitti. Asker göreve diye tempo tutanlar, Kıbrıs satıldı, memleket satıldı diye bağıranlar her seferde patlamış balona dönüyorlar. Pek militanlarının dışında ellerindeki tabanlarını da kaybediyorlar.
Ne demek sivil dikta? Bunu söyleyenler kim? Asker değil, sivil kuruluşlar.
Rahmetli Yazıcıoğlu sık tekrarlardı: Jakobenler, dayatmacı güçler…
Belli güçlerin, “Devlet benim” diyen dayatmacı zihniyetin ellerinden bir
şeyler kayıyor. Artık bu güçlerin ellerindeki mızrak çuvala sığmıyor.
Türkiye’de Tanzimat’tan bu yana kendimize ait olmayan kurumlar üzerinde ödünç kavramlarla düşünüyoruz. Ödünç alınmış kavramlarla, ödünç alınmış kurumları kafamızdan silemediğimiz sürece doğruları düşünemeyiz. Doğruları yapamayız. Millet hayatımızda anarşi ve terör bitmez, huzur gelmez. Hayat standardımız, kendi örf, kendi
ananemiz, kendi inanç ve ideallerimiz doğrultusunda kurulmalıdır.
Yanlış kavramların başında Türk Toplumu'nun teokrasiden gelerek demokrasiyi kurmuş olduğu inancı gelmektedir. Türk toplumu tarihinin hiçbir döneminde teokratik bir yönetim yaşamadı. Dine dayalı bir devlet kurmadı. Dine de müdahale etmedi.
Kimileri Osmanlı rejimini teokratik bir yönetim olarak düşünüyor. Çoğu zaman yine belli güçlerin Birilerinin adına Devleti- Muazzamayı küçük düşürme gayretleri gibi…
Oysa teokrasi, ruhban sınıfının devleti dini hükümlerle yönetme sisteminin adıdır. Buradan Teokrasinin islam’a ait değil, Hıristiyanlığa ait bir yönetim biçimi olduğu görülmektedir.
İslam’da, Türk Devlet hayatında Ruhban sınıfı yoktur. Din adamı sınıfı yoktur.
İslam’da Halifeler seçimle gelmiş. Demokrasiye uygun nizam kurulmuş. Ancak o zaman da itirazlar maalesef yükselmiş. Kazanamayan, yenilen her defasında çeşitli bahaneler uydurmakta beis görmemiştir. İşte görüldüğü gibi bugünkü bahaneler akla hayale sığmayan, kamuoyunu bulandırmaya yönelik şekillerde pompalanmaktadır. Eskiler çamur at izi kalsın derlerdi. Şimdi atılan çamur bile değil. Üstat Necip Fazıl’ın benzetmesi gibi “Sana çukur bile diyemem, çünkü çukurun da bir seviyesi vardır”. Siyaset arenasındaki oy avcıları çoğunlukla hırsları akıllarının önünde gittiği için nasıl saldıracaklarının hesabını maalesef
Yapamıyor. Dikta rejimleri demokraside olmaz. Halkın seçimle getirdiği iktidarlar seçimle giderler. Ancak seçimle gelemeyenler, gelmeyi hayal bile edemeyenler her şeyi söyler.
Halkçılar halkın oyunu beğenmez. Halkı hor görür, halkın iktidarının başına olmadık işler getirir. Diktaya çağırdıklarından cevap alamazsa diktayı sen kuruyorsun der. Milliyetçiler de ulusalcı olarak dikta seslerine ses katar. Boğuk sesler çınlar gider…
Allah(CC), insanlarımızı, özellikle siyaset adamlarımızı öncelikle yalandan, sonra da yolsuzluklardan, ahlaksızlıklardan, her türlü kötülüklerden korusun.
Asil Milletimizi, ecdat yadigarı güzel ülkemizde ilelebet hür, bağımsız, mutlu ve adalet içinde yaşatsın. Gören gözleri görmez, işiten kulakları duymaz etmesin. Verdiği nimetlere karşı şükür duygusundan yoksun kılmasın.
Okuyucularımızı selam ve duasız bırakmasın.