1979 yılının 26 Ekiminde Cuma günü, Kızılcahamam'ın-arabayla 1,5 saat süren yolculuk sonucu ulaşılabilen-Semer Köyü'nde ilk görevime başladım. 5 sınıfı olan birleştirilmiş bir okul. Öğrencilerimle, yöremin insanıyla kaynaştım. Halkla beraber, okulumuzun ve içinde eşeklerin dolaştığı köy mezarlığının etrafını taş duvarla çevirerek başladım öğretmenlik mesleğime. O köyde gitmediğim ev oturmadığım sofra kalmadı. Yeri geldi beraber güldük yeri geldi beraber ağladık. Ayrılık zamanında da göz yaşlarıyla uğurlandık.
Yeni bir okula tayinim çıkmıştı. Sinop İli'ne, memleketime. Ankara'da kendim, gözlerimle kararnamemi okudum. Sinop İli Gerze İlçesi "Yaykıl Köyü" yazıyordu. Geldim, göreve başlayacağım. Yaykıl olmuş Yaykın! Bir harf neler değiştiriyor değil mi? Dikmen’in en uzak köylerinden biri. Hakkımızı savunamadık. Gittik Yaykın'a. 7 öğretmendik ve müstakil müdürlük yaptık okulumuzu.. Çünkü , 200'ün üzerinde öğrenci bulunmaktaydı. O zamanlar okuma-yazma seferberliği başlatılmıştı. Köy de azımsanmayacak kadar okuma-yazma bilmeyen vardı. Gündüz öğrencilerimle, akşam analarım, bacılarım, ablalarım, amcalarımla devam ettik okuma-yazmaya. Çok güzel günler geçirdik beraberce. Öyle ki yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmiyordu neredeyse.
Dediler "Rotasyon" var. Sizi göndereceğiz başka yerlere ve düştük Gaziantep yollarına böylece. Ayrı bir köy, ayrı bir kültür ve yaşam. Muhtar Hasan amcam ve hanımı Hüsne anamın evinde kaldım 4 yıl boyunca. Dört öğretmendik 1 sınıf vardı. Dedik ki ek bina yapalım. Aldık kazmayı küreği elimize, başladık köydekilerle beraber çalışmaya. O yıllarda İslahiye İlçesi Kaymakamı Sayın Osman BADRASLI idi. İnanmamıştı bizim bu işi yapacağımıza. Köye geldiğinde gördü ki, bunlar ciddi. Başladı bize çimento,demir gibi inşaat malzemelerini yollamaya. Bina bitti ,okulun etrafını da çevirdik beraberce. Bahçenin demir kapısını da Kaymakam Bey kendisi yaptırıp taktırmıştı, hediye olarak. Eğer sağ ise yaşamında başarılar, mutluluklar dilerim, ölmüşse eğer, mekanı cennet olsun.
Dediler sen çok durdun buralarda. Bir "Rotasyon" daha yapalım. Yolladılar Giresun'un Espiye İlçesi'nin Çalkaya Köyü'ne. Orada kaldığım 5 yılı yazmaya kalksam sayfalar yetmez sanırım. Ancak orada yapılan en güzel şey; kimin sorunu, derdi olsa Cuma günü , Cuma namazına gidilir ve namazdan sonra caminin önündeki taşın üstüne çıkılır, sorunu olan derdini anlatır ve sorun belki o anda olmadı bir-iki günde çözülürdü.
Tayinimiz eşimle birlikte tekrar Sinop İli'ne çıktı.
Dediler ki; -Sizi birlikte bir okula vermeyiz.
Ayrı ayrı okullara atandık. Yolluksuz olarak başka okulları istediysek bile verilmedik. Birimiz Sarnıç Köyü'nün bir ucuna, birimiz diğer ucuna. Olmadı, öğrenci az dediler, kapattılar okulu ve yolladılar beni Kızılcalı Köyü'nün Kavacık Okulu'na. İnsanlarla kaynaştık. Yollarda beraber çalıştık, ormana beraber gittik, su borularımızı beraber gömdük toprağın altına.
Daha sonra birimiz Sarıyer Köyü'ne, birimiz ise Kabanlar Köyü'ne tayin olduk. Sarıyer Köyü'nün sapağından ayrılıp, paçalarımı sıyırarak, çaydan geçer varırdım okuluma. Bazen vatandaşlarım ağaç kesip uzatırlardı çay boyunca. Ancak onu da sel alırdı, çaya fazla su gelince.
Geldik merkeze. O zamanlar köylerdeki öğrenciler taşınmaya başlamıştı en yakındaki merkezi okullara. O gün bugün devam etmekte bu sistem. Kimileri memnundu bundan, ama bence hiç iyi olmadı bu taşıma sistemi. Köylerimiz öğretmensiz kaldı. Oysa öğretmenlerimiz köyler için bulunmaz bir nimetti. Öğretmenler sadece köydeki çocukların değil aynı zamanda köyde yaşayan halkın da öğretmenleriydi.
Hem kendileri köylüden bir şeyler öğrenirdi, hem de köylüler öğretmenlerden destek alırlardı. Öğretmenler, öğrencilerine eğitim vermenin yanı sıra onlara daha ileri bir öğrenim yapmalarının yollarını gösterirdi. Ayrıca halkın da eğitimine yardımcı olurlardı. Onların tüm sorunlarıyla ilgilenmeye çalışır, il ve ilçe ile ilgili bağlantılarında yardımcı olurlardı. Köyde çalışan öğretmenler, devletin bir temsilcisi olarak, devlete bağlılığın önemini ve halkın devlete karşı görevlerini anlatır ve insanların, ülkenin özgür vatandaşları olmanın mutluluğunu duymasına da yardımcı olurlardı.
Bu sistemle köyler boşaldı. Şehirlere göç başladı ve tarım arazileri ekilemez duruma geldi.
Sonuç;
Bence öğretmenler köylerde- imkanları düzeltilerek- kalmalıydı.
Bence köyler boşaltılmamalı, gençlerimiz iş için başka illere gitmemeliydi. Kendi tarlasını sürüp üretmeli, kendi hayvanını besleyip satmalı ve geçinmeliydi. Bence öğrencilerimiz köylerinden, ana babalarından koparılmamalıydı.
Neden böyle yapıldı bu işler acaba?
Bunlar benim yaşadıklarım ve benim şahsi düşüncelerim. Düşüncelerime katılanlara da katılmayanlara da teşekkür eder, saygılarımı sunarım.
Öğretmen Sedat IŞIDI