Geçende Türkiye’de çok ilginç 2 görüntü vardı ama kimsenin dikkatini çekmedi, galiba. Diyarbakır’da yapılan DTP mitingi ile, Polatlı’da aynı gün yapılan Şemdinli’de şehit olan askerin cenaze töreni vardı.
Ahmet Türk’ün de katıldığı ve konuştuğu DTP mitinginde ‘Dağdakilerin, PKK’nın en büyük güç olduğu, Kürtleri Türklerden ayrılmaya iten nedenler olduğu, PKK ile Öcalan sürece dahil edilmediği takdirde çözümün olamayacağı’ tüm konuşmacılar ve büyük bir kalabalık tarafından onaylandı. Polatlı’daki şehit cenazesinde de büyük kalabalıklar PKK’ya çok haklı bir tepki, nefret gösterdiler.
Bundan daha net bir bölünmüşlük olabilir mi? Bu kalabalıkların artık Türkiye’nin herhangi bir yerinde karşı karşıya gelmeyeceğini kim garanti edebilir? Kürt açılımı denilen girişimle millet bugüne kadar başarılamayan bölünmüşlük, ayrışma düzeyine ulaştırılmıştır.
Diyarbakır mitinginde konuşan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün “Cin şişeden çıktı” sözüyle ve Öcalan’ın “Türklerle Kürtlerin ortak vatanı Türkiye ile Kürdistan’dır” sözüyle birlikte baktığınızda “şişeden çıkan cin”in ne olduğunu görmek hiç de zor değil.
Eğer DTP samimi şekilde çözüm isteseydi, Türkiye’nin meclisinde bir parti olarak sorunu da mecliste, demokratik zeminde çözmeyi yeterli görürdü. Ama onun asıl isteği PKK terör örgütü ile liderini devletin muhatabı haline getirmek. Onlara “bir parti ile genel başkanı” statüsü kazandırmak. Bunu zaten baştakiler hariç herkes biliyor.
Devletin Güneydoğu’yu kalkındırması, Kürt kültürünün gelişmesine imkân sağlanması filan da değil istenen, alâkası yok; ama ne olduğunu zaten “Onu sürece dahil etmezseniz çözüm olmaz” dedikleri, “Gerçek harita İmralı’da çizilendir” dedikleri “haritanın sahibi”, terör örgütünün başı Öcalan anlatıyor.
O asıl amacı anlatıyor ama Türkiye’den hâlâ şehit cenazeleri kalkarken hükümet bu açılımın ülkenin başına öreceği çorabı bence halka anlatamayacak.
Vatandaşlarımız; Bu kadar önemli bir konuda açılım yapılırken nerelere açılacağımızı bilmesi hakkıdır.
Ama ne yazık ki bu hakkımızı bir türlü kullanamıyoruz.
Yani, yavaş yavaş “Demokratikleşme” neymiş öğreniyoruz.